Yazılar

“Nasıl” Bizim İşimiz Değil

Secret’ın videosunu seyrettiniz mi bilmiyorum, seyrettiyseniz beni en çok etkileyen cümleyi hatırlayabilirsiniz: “’How’ is the domain of the Universe”. Yani “’Nasıl’ kısmı Evren’in işidir”. Ya da sen dileğini söyle, gerisini Allah’a bırak.

Neden bu cümlenin beni etkilediğini uzun uzun düşünürken, Quartus Vakfı 40 Günlük Bereket Planı’nın internette bulduğum başlangıç cümlesi beni aydınlattı: “…bugün gözle görünen paranın benim kaynağım ve dayanağım olduğuna dair inancıma son veriyorum”.

Gözle görünen para. Yani orada olduğunu bildiğimiz ya da olabileceğini kabul ettiğimiz, ulaşabileceğimizi varsaydığımız, ümit etmekten çekinmeyeceğimiz, ufuktan görüneceğini temenni ettiğimiz miktarda para.

Kime göre? Kendimize göre elbette. Kendi inançlarımıza, anılarımıza, filtrelerimize, önyargılarımıza, yaşanmışlıklarımıza, olmamışlıklarımıza ya da siz adına ne derseniz deyin, bizi şu andaki biz yapan her ne varsa onların bileşkesine göre.

Kendimize ait bir “Hak etmişlik Bütçemiz” var. Aylık gelirimizin az birkaç katı değerindeki bir maddeye ulaşabileceğimizi gözümüz kesiyor ya da aylık gelirimizin bir bölümünden ibaret bir taksiti ödenebilir görüyoruz. Görebildiğimiz ya da görebileceğimizi düşündüğümüz gelirlerle sınırlıyoruz hayatımızı. Ötesi “yok artık, daha neler!”

Bilmem fark ettiniz mi, kendimize yapabileceklerimiz ya da olabileceklerimiz konusunda sınırlar uydurduğumuzda zaman zaman komik durumlara düşüyoruz. Biriktirdiğimiz ancak analiz etmediğimiz bilgilerimiz doğrultusunda kendimize bir dünya oluşturduğumuzda dışımızdaki dünyada olan bitenlerle ilgili ağzımız açık kalabiliyor.

Örnek: Yaşanabilir özelliklere sahip olduğu düşünülen en yeni gezegenin keşfi Temmuz 2015’te kamuoyuna duyuruldu ve bu varlığından yeni haberdar olduğumuz gezegenin dünyaya olan uzaklığının 475 ışık yılı olduğu belirtildi. Bir ışık yılının kabaca 9,5 trilyon kilometre olduğundan yola çıkarsak bayağı bir mesafe yani. Öte yandan dünyamızın içinde bir toplu iğne başı olduğu Samanyolu galaksisinin çapının yaklaşık 100.000 ışık yılı olduğunu tahmin eden ve bu dünyadaki bilinen en akıllı varlık olan insanın kendisini bir ev, bir araba ve çok çok bir dünya seyahatiyle sınırlaması sizce de ilginç değil mi?

Niye sınırlıyoruz kendimizi peki? Ulaşamayacağımızı düşündüğümüz noktalar var, bunları hedeflerimize bile koymuyoruz. O noktalara ulaşamayacağımızı kim söylüyor peki? Biz.

Öğrenciyken katı diye öğrendiğimiz hiçbir maddenin aslında bir birine temas etmediğini, yaşadığımız evrenin aslında koca bir boşluk olduğunu bulan da aynı insan, kendisine kotrayı yakıştıramayıp hayallerini sandalla sınırlayan da aynı insan.

İki kulağımızın arasında yer alan ve dünyadaki başka hiçbir canlıda bu kadar gelişmişinin olmadığını bildiğimiz o gri maddeyi azıcık daha etkin kullansak ya. Bize bahşedilmiş bu müthiş potansiyele emanet gibi davranmayı bırakıp azıcık kurcalasak, sağını solunu yoklasak, neresine basınca ışık yanıyor, neresini çekince ses çıkıyor bir incelesek büyük ihtimal şaşırtıcı sonuçlara ulaşacağız.

Ufkumuzu genişleteceğiz.

Bitecek mi o zaman? Elbette hayır ancak üzerinde çalışacağımız malzemeye ulaşacağız.

Alp Beyce