Yazılar

Yönetime Giriş 101: Bisiklet

Aranızda benim gibi bisiklet merakı olan var m bilmiyorum. Binmeyi, yarışları izlemeyi sevenler mutlaka vardır. Bisikletin hayatıma bir çok olumlu katkısı oldu. Her şeyden önce sabah insanı olmadığını zanneden beni sabahın köründe ayağa dikip, dağ bayır dolaştırmayı başaracak kadar keyifli bir spor. Özgürlük bisiklet. Doğaya zarar vermeden bütünleşebildiğiniz bir spor. Sabah yirmi ila otuz kilometre arası özgürleşmelerimin haricinde izlemekten de son derece keyif aldığım bir dal.

Takım oyununun en güzel örneği her şeyin ötesinde. İş dünyası için bir ders niteliğinde her bir yarış. Strateji, dayanıklılık, takım çalışması, taktik, planlama iş hayatından başarının anahtarı olan tüm kavramları barındırıyor içinde. Her yarışta olduğu gibi bisiklet sporunda da tek kazanan var. Ama kazananın arkasında şoföründen masörüne, takım direktöründe domestiklere kadar müthiş bir ekip ve uyum var. Geçtiğimiz ay yüz dördüncüsü düzenlenen Tour de France 2017’nin kazananı Team Sky’dan Chris Froome oldu ve 500.000EURO para ödülüne ulaştı. Team Sky en iyi takım seçilerek 50.000EURO para ödülü kazandı. Üç haftada toplam 3.540 kilometrelik 21 ayak koşuldu. Chris Froome geleneklere uyarak kazandığı para ödülünü kendisini sarı mayoya taşıyan takım arkadaşlarıyla paylaştı. Tıpkı yıl sonu tüm hedefler tutunca aldığı bol sıfırlı jestiyonunu takımıyla paylaşan üst düzey yöneticiler gibi!

Tur boyunca Froome’un süper domestiği Mikel Landa etap galibiyetleri için sayısız fırsat yakaladı ve hepsinde Froome’u bekledi ve onu zirveye kadar taşıdı. Bisiklet sporunda ne kadar iyi, dayanıklı olursanız olun takımınız kadar iyisiniz. Fabio Aru örneğin müthiş bir bisikletçi ama takımı olan Astana arkasında duramadığı için makina gibi çalışan Tema Sky’a karşı hep tek başına savaşmak zorunda kaldı. Etaplar boyunca takımı tarafından sırtlanan Froome, enerjisini ve gücünü kontrollü harcarken, takım desteğinden yoksun Aru yel değirmeniyle savaştı.

Takımlarında farklı disiplinlerden muhteşem takım oyuncularını barındıran Team Sky dağlar tırmanılırken de sprint etaplarında da hep Froome için çalıştı. Ve sonuçta hep beraber kazandılar. İş hayatında da takımınız kadar güçlüsünüz. Başarıyı paylaşabildiğiniz kadar omuzlardasınız. Takımınızı en az sizin kadar başarılı ve farklı özelliklere sahip üyelerle donattığınız da lider oluyorsunuz.

Bir etapta tırmanış yapılırken Landa atağa kalktı ve koptu peşine takılmaya çalışan diğer favorileri de sürükleyerek. Herkes Team Sky taktik mi değiştirdi, Landa’ya izin mi verdiler etap galibiyeti için diye konuşurken. Landa diğer favorilerin gücünü tüketip Froome beklemeye başladı ve arkasına aldığı Froome yokuşun tepesine kadar taşıyıp bitiş çizgisine yaklaşıldığında kenara çekildi ve Froome’a yol verdi. Takımınız üyelerinden hangileri kendilerini gösterme başarıyı elde etme şansını yakaladıklarında Landa’nın duruşunu sergileyebilir?

Team Sky şirketiniz, bir çok birimi bölümü içinde barındırıyor. Tıpkı Team Sky’da olduğu gibi takım otobüsü lojistik bölümünüz, bisikletlerin ve tüm sarf malzemelerin alımını yapanlar satınalma, ithalat/ihracat bölümleriniz, takım direktörü ve ekibi stratejik planlama, yatırım ve benzeri bölümleriniz, bisikletçileriniz satış firmasıysanız satış bölümünüz. Etkileyici olan ise bisiklet sporunda hiç bir bölümün kendi bölüm başarısı için değil Team Sky’ın yani şirketin başarısı için savaşıyor olmaları.

Her yöneticinin mutlaka bisiklet yarışlarını izlemesini öneriyorum, çıkarılacak çok ders alınacak çok not var. Geç kalmış sayılmazsınız 19.Ağustos – 10.Eylül tarihlerinde takvimin önemli yarışlarından birisi olan Vuelta koşulacak.

İyi seyirler!

Liderlik ve İletişim Zanaati

Kurumsal şirketlerde, Aile şirketlerinde, taptaze girişimlerde, kafelerde dericide paspasla başlayıp üst düzey yöneticiliğe kadar uzanan keyifli bir yolculuğum oldu. Haliyle birbirinden eğitim, aile yapısı, yetiştiği yer, yaşadığı ülke, gelenek, alışkanlıklar olarak birbirinden gündüzle gece kadar farklı onlarca yönetici, liderimsi, lider, patronla çalışma bazen de çalışamama şansım oldu. Tabi bu kadar farklı disiplinlerden işletmelerde vakit geçirme şansım olunca yüzlerce farklı insanla temas ettim. Günün sonunda patron performanstan, çalışanların sorumluluk almamasından yakındı. Çalışanlar emeklerinin karşılığını almamaktan, bekleneni yaptıklarından ve daha fazla ne yapmaları gerektiğini bilmediklerinden.

Profesyonel hayattan danışmanlığa/eğitmenliğe geçmemin altında yatan ana nedenin farklı disiplinlerden farklı insanlarla bir arada olmanın benim için vaz geçilmez bir motivasyon unsuru olduğudur. İnsanların anlattıkları hikayeleri dinlemeyi seviyorum, bilgi aktarmaya bayılıyorum. O yüzden eğitim almaya/vermeye tutkuyla bağlıyım. Ve özellikle ‘İletişim’ başlıklı, önüne sağına soluna etkin, sağlıklı, becerileri, teknikleri ve benzeri sıfatları ekleyin eklemeyin, eğitimin ana okulu seviyesinde verilmeye başlamasından yanayım. Bütün ilişkilerin temeli olan iletişim becerimizi yolda ediniyoruz, kimimiz fazla yumuşak olmakla yargılanıyor, kimimiz fazla sert, aileden, mahalledeki abiden/abladan, patrondan, okul arkadaşından gördüklerimizle şekilleniyor iletişim stilimiz. Ve ne yazık ki bir sürü negatif klişelerle yükleniyoruz yolda ‘yüz verme astarını ister’ ‘çok güldük çok ağlayacağız’ ‘güven olmaz’ ‘güvenilmez’ ‘yüz göz olma’ ‘yüz verme tepene çıkarlar’ vesaire vesaire… Bu örnekler iletişim stilimizin oluşmasında rol modelimiz oldu. Hal böyle olunca da tepesine çıkılan olmaktansa korkulan olmak her zaman tercih edildi.

Bu kadar girizgah neden?

Sebebi edebiyat hocamın yazdığım yaz tatili başlıklı ödevime doğru dürüst giriş yapmadığım için kafama cetveli geçirmesi. Giriş, gelişme, sonuç. O günden beri ‘giriş’ yazan tabelaları hunharca avlayasım var. Her neyse girişi tamamladık. Biraz niyetten bahsedelim. Konumuz daha iyi lider, patron olmanın ipuçları. Lütfen aşağıdaki ipuçlarını okurken önyargılarınızı portmantoya bırakın ve öyle okuyun.

İşin sahibi kim? Tam Türkçe’si kâr/zarar kimi etkiliyor? Tabi ki sizi patron sizsiniz, iş sizin, çalışanlarınızın öncelikleri sizden çok farklı olabilir. Ki farklı. Kazanç ve zarar en fazla sizi etkilediğine göre çalışanlarınızdan daha fazla çalışıyor olmanızda şaşılacak bir durum yok. Sizin kadar hayatlarının odağına işi alıp gece gündüz demeden çalışmalarını beklemek oldukça naif. İşe bakış açılarınız tamamen farklı o kadar o nedenle yargılamak, tembellikle suçlamak, patronluk taslayıp otoriter bir tavırla ezmek yerine biraz da onların penceresinden bakmayı deneyin, işin büyümesi şirketin büyüklüğünün inanılmaz değerlere ulaşmasının çalışanlara faydası ne? İşlerinin güvence altına biraz daha fazla alınıyor olması evet, maaşlarına zam evet ama büyük resme baktığınızda sizin elde edeceğiniz fayda ile onlarınkini karşılaştırdığınızda terazide bir dengesizlik gözünüze çarpıyor mu? Çarpmalı da çünkü riski alan, elini taşın altına koyan, kelle koltuk saldıran sizsiniz. Burada belirtmeye çalıştığım şey işin doğası gereği dengesini göz ardı etmeyin. Siz her zaman çok daha fazla çalışacaksınız, bunu kabul edin.

İletişim kuruyor musunuz?

İletişimden kastım sabah işe gelenlere ki; siz kesin daha erken gelmişsinizdir, suçlayan bir günaydın mı diyorsunuz yoksa içten enerji dolu bir günaydın mı?

Çalışanlarınızı anlamaya, onlarla kaliteli zaman geçirmeye çalışın. Dinlemeyi öğrenin, ne kadar çok dinlerseniz çalışanlarınızla ilgili o kadar ipucu biriktirirsiniz ve işte o biriktirdiğiniz ipuçları size çalışanlarınızın işi sahiplenme oranlarını nasıl arttıracağınıza dair ışık tutacaklar.

Ne istediğinizi biliyor musunuz? Hayattan, işten özellikle çalışanlarınızdan ne istediğinizi biliyor musunuz? ÇALIŞANLARINIZDAN NE İSTEDİĞİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ? Peki ya çalışanlarınız onlardan ne istediğinizi biliyor mu? Bugüne kadar yaşadığım deneyimler sonucu bu soruya cevabım genellikle HAYIR. Şimdi burada özellikle üzerinde çalışmanız gereken şahane bir iyileştirme fırsatı var. Üstelikte verim artışı garantili. Dikleşip derin bir nefes alın ve dış etkenlerle dikkatinizi dağıtmadan okuyun lütfen. Sizin önceliklerinizle çalışanlarınızın öncelikleri birbirinden farklı. Sizin çalışma nedeniniz ile onların ki farklı. Hatta çoğu zaman gündüzle gece kadar farklı. Hayatlarınız farklı çünkü, çevreniz, alışkanlıklarınız farklı. Hal böyle olunca çalışanlarınızdan ne istediğinizi açıkça belirtmediğiniz sürece çıktı onların kendi algılarıyla şekillendirdikleri hedeflerin çıktıları olacaktır. Bu çıktı sizi mutlu etmiyorsa kusura bakmayın ama bu çalışanlarınızın değil tamamen sizin probleminiz. Ne hedeflediğinizi anlatmadınız ki ne çıktı bekliyorsunuz? O nedenle hep göz ardı edilen, mış gibi yapılarak geçiştirilen performans yönetimi denilen kavram sandığınızdan çok önemli.

Hedef göstermediğiniz, ne istediğiniz açıkça belirtmediğiniz sürece herkes koşmaktan farklı şey anlar. Kimi maraton, kimi yüz metre pist, kimi engelli koşu, kimi 3500m, kimi dağ bayır kros koşu, kimi koşup koşup suya atlama… 100 metre koşmak istiyorsanız, hedefinizi açık seçik belirtin. Ne kadar sürede koşulması gerektiğini de eklemeyi unutmayın.

En önemli ipucu konuşa konuşa anlaşabildiğimiz kesin bilgi, uygulayabilirsiniz.

İletişim eğitimi vermeye tutkuyla bağlı olmamın ana nedenlerinden birisi bu insanları birbirlerine yakınlaştırabilmek, yüzlerini birbirlerine dönüp paylaşmalarını sağlayabilmek. Verimliliğin, yaşanılabilir ve sürdürülebilir hayata sahip olmanın tek bir anahtarı var ve o anahtar hepimizde var:

İLETİŞİM….

Herkese unutulmaz güzellikte anılarla dolu geçecek bir Bayram ve tatil dilerim.