Yazılar

Avrupa’da bir yapay zeka enstitüsü…

Avrupa’nın ortasında bir köy, yapay mı yapay ama zeki mi zeki, bir köy enstitüsü değil, ama Avrupa’nın köylerinden birinde kurulmuş bir enstitü: İnsan Merkezli Yapay Zeka Enstitüsü…

Malum, yapay zekalar ve yapay zekalı robotlar, yapay zeka teknolojileri yavaş yavaş ama büyük bir hızla hayatımıza girmeye başladılar. Hemen her alanda, bankacılıktan market alışverişine kadar her yerdeler… Tabii, konumuz Müşteri Deneyimi olunca, bizim de aklımıza yapay zekalar hizmet sağlayıcısı olunca müşteri deneyimi nasıl olacak sorusu geliyor.

Bu sorunun yanıtını ararken, enstitünün yaptığı açıklama dikkatimizi çekti: “Hedefimiz akademiden, devletten ve endüstriden yapay zeka düşünürleri, öğrencileri, araştırmacıları, geliştiricileri ve kullanıcıları için küresel, disiplinler arası bir merkez olmak. Ayrıca yapay zekayı anlamak, etkilerini ve potansiyelini olumlu şekilde kullanmak isteyen liderler ve kanun koyuculara da hizmet vermek istiyoruz.”

Zaten enstitütün varoluş amacı da buymuş. Sorduğumuz soruya yanıt aramak… kısaca enstitü, yapay zekanın insanlara etkilerini inceleyecek…

Yapay zekanın hızla gelişmesi ve birçok alanda insanlardan daha üstün sonuçlar elde ederek çalışmaya başlaması, toplumda hem iş kaygısı hem de kontrolün yitirildiğine yönelik endişeler oluşmasına da sebep oldu. Savunma sanayisinde kullanılmaya başlanan yapay zekalı silahlar ise bilim kurgu filmlerinden alışkın olduğumuz “dünyayı ele geçiren bilinçli robotlar” düşüncesinin gerçek bir tehdit olarak algılanmasına yol açtı. İnsan Merkezli Yapay Zeka Enstitüsü bu yöndeki endişeleri ve sorunları ortadan kaldıracak çalışmalar yürütecek. Bir yandan yapay zeka teknolojileri geliştirirken diğer yandan kamuoyunda oluşan bu endişelerin giderilmesi ve yeni teknolojilerin düzenlenmesi için çalışmalar yürütecek.

Bu da zorunlu olarak, hizmet sektörüne yansıyacak… İnsanı merkeze alan teknolojiler çoğaldıkça, yapay zekalar bu yönde kendilerini geliştirdikçe Müşteri Deneyimi belki bir cennete dönüşecek, ütopyalar gerçek olacak.

Peki, enstitü bünyesinde başka neler olacak?

Bilgisayar bilimi, tıp, hukuk, işletme, ekonomi, çevre bilimi, dilbilim, siyaset bilimi ve felsefe gibi birçok farklı alandan toplam 78 akademisyen görev alacak. Enstitü bünyesinde verilecek derslerden bazıları da şunlar: Algoritmaların Siyaseti, Teorik Sinir Bilimi, Yapay Zeka Destekli Sağlık Hizmetleri ve Yapay Zekanın Düzenlenmesi.

Kim bilir Köy Enstitüleri kapanmasaydı eğer, belki de böyle bir enstitü bizim köylerden birinde kurulmuş olacaktı.

Yazan: Kaan Demirdöven

Hayattan Lezzet Çıkarmanın Yolu

Başlık kulağa hoş geliyor. Ama kolay mı? Kolaysa durma yap diyenler olacaktır. Doğru! Dünyada ve çevremizde bunca olumsuzluk ve tehdit varken… Kuşkusuz kolay değil. Olumsuzluk ve tehdit varken, onlarla uğraşmamız, enerjimizi legal ve insani yollarla bunların ortadan kalması için harcamamız en doğrusu ama bunun için bile belirli bir enerjiye, motivasyona ve güce ihtiyacımız var. Aksi halde olumsuzluk ve tehditlerle mücadele edemeyiz. İşte bu kısa yazı, her şart ve koşulda motivasyonumuzu sağlamanın yollarını kısa başlıklar şeklinde sunuyor.

1- Aynı anda hem analitik hem de sentetik düşünmeyi öğrenmelisiniz. biz genelde “ya-ya da” şeklinde bir eğitimle şekilleniyoruz. hal böyle olunca ya analitik düşünenlerden oluyoruz ya da yeteneklerimizin gelişimine göre sentetik düşünenlerden… bu huzursuzluğumuzun ilki…

2- Okuyun ve bilgi edinin! Tüm korkuların kaynağı bilgisizliktir. Felsefe okumak kısa yoldur.

3- Dürüst ve düzgün insanları dost edinin! Çevrenizde gelişip canınızı sıkan belaları azaltmış olursunuz.

4- İşinizin dışında derinleştiğiniz başka konular olsun.

5- 24 saati 3’e bölün. 8 saati uyku ve dinlenmeye, 8 saat çalışmaya, 8 saati de özelinize ve sevdiklerinize ayırın.

6- Düşler, duble yaşanan zamanlardır. güzel düşler görmek için güzel anılar biriktirin. Güzel anılar için güzel insanlar biriktirin. Birlikten kuvvet doğar, kuvvet potansiyeldir, Potansiyel olmadan aktüalite olmaz.

7- Başınız derde girerse yetkililerle, büyüklerinizle, dostlarınızla paylaşın. Çok kötü şeyler gelse de başımıza, en kötüsü pes etmektir. Hace Yatmaz gibi daima ayağa kalkacak bir yapımız var. Bir matruşkadan farkımızın olmadığını bilin, hal kıyafetlerimizi değiştirmek elimizde… Gulyabani tarafınızı eğitmeyi bir eğlence haline getirin. Gerektiği yerde Pişekar, İbiş, meddah, Karagöz olun, gerektiği yerde bir şövalye, bir lady, içinizdeki arketipleri kullanın, onların esiri olmayın. Şu gerçek ki esrate de hayatın bir gerçeği ama en kötüsü insanın kötü ahlaklarına esir olmasıdır, esir olacaksak özgürlüğün esiri olmalıyız.

8- Soru sormaya çalışın, cevap aramanın en güzel yolu soru sorabilmektir ve gerçek bir soru, yanıtları unutturur.

9- Sağlınıza dikkat edin, her şeyi ölçüyle yapın, ölçüyü aşmayın, sağlık her işin başıdır.

10- Sanata zaman ayırın. Sadece izleyici olarak bile ayırmanız kafi… Sanat sizi hem geliştirir eder, hem de acılara karşı güçlü kılar.

11- Hakkınızdaki eleştirilere duygusal değil, akılsal tepki verin. Akılsal tepki eleştirileri değerlendirmektir.

12- Aklınızı kullanma cesareti gösterin. Zanlarınızı akıl süzgecinden geçirin ama bunun için aklınızı sağlıklı bir süzgeç haline getirmeniz gerekiyor, bunun yolu da felsefedir.

13- Başkalarının kusurlarıyla uğraşmayın. Ayrıca kusurlar bazen yaratıcılığımızı coşturur.

14- Farklılıklara açık olun! Farklılık hayatın gerçeği! Farklılıkları kabul ederseniz gerçeğe daha yakın olursunuz.

15- Masallar gerçeklerden uzak değildir. Masallar gerçek hayatı örgütleme enstürmanlarıdır. Kavramlar aklın kategorileri, masallar da hayalgücü yetimizin aletleridir. Kavramlar ve masallarla hayatınızı derinleştirip süsleyin.

16- Spor yapın ve diş sağlığınızı önemseyin. Spor ve diş sağlığı, hayat kalitenizi belirler.

17- Kendinizi kötü hissetiğiniz ortamlardan derhal uzaklaşın, henüz oralarda bulunmak için yeteri kadar güçlü değilsiniz.

18- Dünyaya karşı söyleyeceğiniz bir sözünüz olsun, ama size ait bir söz… başkalarının sözleriyle ancak başkalarının yaşamları deneyimlenir.

19- Nereye giderseniz gidin içiniz sizinle gelir. Çoğu kez dışarıda zannettiğimiz ve bizi rahatsız eden olumsuzluklar aslında içimizdedir. Nereye gidersek gidelim, o koşulların değişmemesi bu yüzdendir.

20- İnsan diye bir şey yoktur. İnsan bir süreçtir: Beşer, Nas, İnsan… Bizler beşer dünyaya geliriz, beşer kalırız. Yasalara bağlı yaşarsak nas oluruz, kendi yasalarımızla yaşarsak İnsan… Burada yasadan kasıt, insanı insanca yaşama davet eden ilkelerdir.
İlkeleriniz olsun. İnsanca ilkeler…

21- Taklit etmekten çekinmeyin, ama taklitte kalmayın!

22- Dostluklarınızı derinleştirin. Kimseyi aldatmayın! Alay etmeyin! Özendirin, destekleyin, yardım edin, sevindirin! Bunlar özümüzü gürleştirir ve özümüz gürleştikçe özgürleşiriz. Özgür insan hayattan lezzet çıkaran insandır.

ve unutmayın, içinde cefa barındırmayan safa yoktur.

İyi günler dilerim.

Kaan Demirdöven

İş Yerinde İnsan Nasıl Mutlu Olur?

Son yıllarda iş dünyasının tüm guruları “insan odaklı” bir işletme olmanın zorunluluğunu ortaya koyuyorlar. Mutlu, eğlenceli, yaratıcı ve dinamik organizasyonlardan bahsediyorlar.

“İnsana Dönüş” akımı olarak da söyleyebileceğimiz bu akım itici gücünü kapitalizmin kendi amaçları uğruna ihtiyaç duyduğu zorunlu değişimden alsa da “insan”ın yüceltilmesi ve kutsanması anlamında sevinç verici.

Samimi bir taklitle başlasa da “insan”ı insan olduğu için yüceltme ve “insana hizmet”in kutsallığı ve sevginin ve adaletin tüm ilişki biçimlerine egemen olduğu bir anlayışa doğru bir ilerleme olarak görüyorum.

‘İnsan çalışma hayatında nasıl mutlu olur?’ sorusuna cevap arayan London Business School profesörlerinden Rob Goffee ve Gareth Jones araştırma sonuçlarını 6 temel ilke altında toplamışlar. Temel Aksoy üstadımızın “Mükemmel Bir İşyeri Yaratmanın 6 Kuralı” adlı makalesinde ( makeleyi okumak için) aktardığı bu ilkelerin maddi değil manevi ilkeler çerçevesinde bir anlayış ortaya koyması anlamlıdır.

Söz konusu altı ilkeye göre insanlar:

  1. Gereksiz kurallarla baskı altında tutulmadıkları
  2. İhtiyaç duydukları bilgiye serbestçe eriştikleri
  3. Kendilerini geliştirebildikleri
  4. Kabul gördükleri, kendileri olabildikleri
  5. Anlam buldukları
  6. Yaptıklarından gurur duydukları

ortamlarda mutlu olurlar.

Bu ilkeler, bir çok şirketin Google ya da Apple gibi yeni nesil şirketlerin işyerlerinden esinlenerek ve biçimsel taklitlerle yaptıkları değişikliklerin, bir “anlayışla” desteklenmedikçe kısa vadeli heyecanlardan öte gidemeyip neden orta vadede işe yaramayacağını bize göstermektedir.

Görüldüğü gibi ilkelerin tamamı insanın manevi boyutlarıyla yakından ilişkilidir. Gallup’un yaptığı bir araştırmanın sonuçları da bu düşünceyi pekiştirecek sonuçlar içeriyor. Araştırma sonuçlarına göre, bir işte mutlu olmak için, parasal konuların dışında, insanların kendilerine sordukları sorular şunlardır:

  • Yaptığım işte, gerçekten bir işe yarıyor muyum?
  • Yöneticilerim ve çalışma arkadaşlarım, yaptığım işi takdir ediyor mu?
  • Kendimi bu işe ve bu iş yerine ait hissediyor muyum?
  • Bu işte kendimi geliştirebiliyor muyum? yeni bir şeyler öğrenebiliyor muyum, fikirlerimi hayata geçirebiliyor muyum?

Artık günümüz şirketlerinin çalışanlarının manevi ihtiyaçlarına daha çok odaklanması gereken bir dönemdeyiz. İnsanlar kendilerinden istenileni yapmakla yetinmek istemiyorlar, işlerine kendilerinden bir parçayı katmak istiyorlar.

Kontrol odaklı bir kültürün kıskacında robotlar gibi mesailerini doldurmak sadece şirketleri sıradanlaştırmıyor, çalışanların da ruhlarını karartıyor.

İş süreçlerine katkı yapmak, karar süreçlerine dahil olmak istiyorlar. Görev tanımlarına kişiliklerini de katarak daha büyük bir şeyin parçası olmak istiyorlar.

Daniel Pink’in Drive adlı eserinde de ortaya koyduğu gibi insanlar “maddiyat odaklı” geleneksel motivasyon yöntemleriyle değil ağırlıklı olarak kalplerine ve anlam dünyalarına dokunan daha insana özgü nedenlerle motive oluyorlar.

İnsanlar katkılarının görülmesini ve takdir edilmesini başarıya ortak olmayı arzuluyorlar.

Dişlinin sırdan bir çarkı olarak algılanmak istemiyorlar. Şirketleri için varlıklarının bir anlamı olsun istiyorlar.

Yöneticilerinden emir ve talimatlarla otorite ve korku odaklı bir ilişki değil koçluk ve yoldaşlık bekliyorlar.

Aynı sıkıcı görevleri tekrarlamak değil işlerinin onları geliştirmesini ve kişiliklerini zenginleştirmesini bekliyorlar.

Sadece para için çalışmıyorlar aynı zamanda yaptıkları işle insanların hayatlarına bir katkı sağladıklarını gördüklerinde kendilerini işe yarar hissediyorlar.

Tüm bu olguları sadece IK’nın alanına atıp işin içinden sıyrılamayız. Bu bir IK konusu olmakla birlikte IK’yı da içererek aşan ve tüm yönetim kademelerini bağlayan, kısaca şirketinizin manevi atmosferiyle çok yakından ilişkili olgulardır.

Kaan Demirdölven

Müşteri Deneyimi Yönetiminde Dikkat Edilmesi Gereken Yedi Konu

Son yılların trend konusu Müşteri Deneyimi Yönetimi’nin kilit konularından biri de deneyim haritasını oluşturmaktır. Bunu oluştururken dikkat edilmesi gereken ve başarılı bir deneyim haritası için uyulması gereken 7 ilkeden söz edeceğiz.

1 – Tüm Birimlerden Oluşan Bir Ekip Oluşturmak

Deneyim Haritasını şirketteki tüm birimlerin temsilcilerini kapsayacak şekilde geniş bir ekip (Deneyim Haritalama Ekibi-DHE) tarafından oluşturulması gerekir. Özellikle müşteriyle doğrudan temas eden birimlerin mutlaka DHE’ de yer alması gerekir. Satış, Pazarlama, Müşteri ilişkileri ile sınırlı kalmadan, Üretim, Satış Destek, IT, IK, Finans, iş geliştirme, Arge vb gibi diğer birimlerin de DHE’ de temsil edilmeleri oluşturulacak haritanın gerçeğe yaklaşmasını sağlayacaktır.

Deneyim Haritalama Ekibine müşterilerin de dahil edildiği çalışma örnekleri vardır.Ancak bu durumda DHE’ye dahil edilecek müşterinin, tüm müşterileri temsil edemeyeceğinin farkında olmak gerekir. Ekibin sürekli bir üyesi olmasa da belli aşamalarında ekibe müşterileri dahil etmek daha anlamlı olacaktır. Farklı müşteri segmentlerine uygun olarak davet edilecek müşterilerde de çeşitliliğe gitmek gerekecektir. Bazen cinsiyete göre deneyimler ve beklentiler farklılaşırken bazen de yaş gruplarına göre şirketten beklentiler ve deneyimin dinamikleri değişebilmektedir.

2- Gerekli Verilerin & Çalışma Ortamının Hazırlanması

“Müşteri gözünün” çalışmaya dahil edilmesi için deneyim haritalama çalışmasına liderlik edecek kişinin çalışma öncesi bazı hazırlıkların yapıldığından emin olması gerekir. Tüm birimlerin birer müşteri dosyası hazırlayarak çalışmaya getirmeleri sağlanmalıdır. Müşterinin gözünü çalışmaya dahil etmeyi sağlayacak verilerin kaynakları: Call Center kayıtları, web sitesi logları, müşteri anketleri, müşteri mailleri, müşterilerin sosyal medyada paylaştığı yorumlar, bire-bir müşteri görüşleri, odak grup çalışmaları vb. gibi müşterinin sesini ve davranışlarını içeren tüm niceliksel ve daha çok niteliksel verilerdir.

Çalışma odasında büyük bir tahta, renkli kalemler, post-it ler vb. tüm fiziksel ihtiyaçların hazır olması gerekir. Çalışma ortamının rahat ve esnek olması ve katılımcıların yaratıcılığını desteklemesi gerekir. Katılımcılar arasında yönetici ve çalışanlar bir arada ise alt-üst ilişkisinin o odanın sınırlarına girmemesi sağlanmalıdır. Tüm katılımcılar özgürce düşüncelerini ifade edebilmelidir. Hiç bir düşünceyi bastırmamak ve dışlamamaktüm katılımcıların korkmadan özgürce sezgilerini harekete geçirerek haritaya katkı sağlamalarına imkan verir.

3 – Hayal Edilen Değil, Gerçekçi Bir Resim Oluşturmak

Deneyim haritalama çalışması, hayal edilenden ya da olması gerekenden önce mevcut durumun “gerçekçi” bir resmini çıkarmaya odaklanmalıdır. Birimlerin kendi faaliyet alanlarıyla ilişkili olan temas noktalarındaki durumu resmederken pembe bir resim çizmesi ve deneyimle ilgili kusurları başka birimlerin alanına atmaya çalışmasının önüne geçilmelidir. Bunun için tüm çalışma boyunca akıldan çıkarılmaması gereken deneyim haritasının müşterinin gözüyle çizilmesi gerektiğidir.

Deneyim haritası mutlaka ama mutlaka müşterinizin perspektifini yansıtmalıdır. Müşteri gibi düşünmeli, onun diliyle konuşmalıyız.Tüm deneyim yolculuğunu müşterinin gözünden izlemeye çalışmalısınız. Bu bakış açısı çoğu zaman sizin kontrolünüzde olmayan süreçleri de düşünmeyi gerektirir. Uçuş örneğimizdeki havaalanı ulaşımı ve otopark şirketin kontrolünde olmayabilir. Ancak uçuş deneyiminin bir parçasıdır. Yolculuğun müşterinin gözünden izlenmesi için her zaman şirket içi personelin görüşleriyle yetinemeyiz. Şirket içi birimler işlerini onlardan istenildiği gibi ve en iyi şekilde yaptıklarına inanırlar. Ancak istenilen iş yapma biçimi müşterileri çileden çıkarıyor olabilir.

Deneyim haritası müşterinin amaç ve beklentilerini de içermelidir. Bu alandaki zorluk farklı müşterilerin farklı beklentilere ve amaçlara sahip olmasıdır. Aynı zamanda yolculuğun belli evrelerindeki beklenti ve amaçların da farklı olduğunu gözden kaçırmamalıyız. Web sitenizi incelerken ya da sizi telefonla aradığındaki beklentileri ve amaçları farklı olacaktır. Özellikle farklı müşteri gruplarına kitlesel hizmet sunan bir şirket için tüm farklı beklentileri karşılamak mümkün olmayabilir. Ancak yapılacak derinlemesine çalışmalar müşteri segmentlerine göre yoğunlaşan beklenti ve amaçları tespit etmemizi sağlayacaktır.

4 – Kritik Temas Noktalarını Belirlemek

Deneyim haritasının olmazsa olmaz unsuru temas noktalarıdır. Temas noktaları müşterinizin sizinle temas ettiği tüm noktalardır. Temas noktası yaygın olarak sanıldığı gibi sadece insan-insana iletişimin kurulduğu noktaları içermez. Bir banka için banka şubesindeki vezne temas noktadır, aradığınız çağrı merkezi de. Ancak temas noktaları bunlarla sınırlı değildir. Bankanın web sitesi, sosyal medya hesapları, bankamatik cihazları, kullandığınız banka kartları, bankanın reklamları, hatta bankanın logosu, şube dış cepheleri bile bir temas noktasıdır. Sadece karşılıklı etkileşimin olduğu noktalarla sınırlı değildir. Müşterinin markaya değdiği her nokta bir temas noktasıdır. Hatta bazen yukarıdaki otopark örneğinde olduğu gibi şirket olarak sizin kontrolünüzde olmayan temas noktaları bile vardır.

Her temas noktasında müşterinin neler yaptığı, neler beklediği, mevcut durumda o temas noktasında yaşadığı etkileşim hakkında ne düşündüğü ve neler hissettiğiniayrıntılı şekilde keşfetmemiz ve bunu haritada göstermemiz gerekiyor.

Temas noktalarının belirlenmesinden ve yukarıdaki şekilde haritaya aktarılmasından sonra hangi temas noktalarının müşteri deneyimi için kritik öneme sahip olduğunun belirlenmesi gerekiyor. Genelde müşteri ile şirketin karşılıklı etkileşime girdiği tüm noktalar kritik olmayı hak ederler ve Kritik temas noktası olarak gösterilmelidir. Kritik temas noktalarının haritanın bütününde kolayca fark edilebilmeleri gerekir. Kritik temas noktalarındaki etkileşimlerin oluşturduğu duygular müşteri sadakati ya da müşterinin bizi terk etmesinde önemli etkileri vardır. Gerçeklik anları dediğimiz deneyimler genelde kritik temas noktalarında oluşur ya da tersi de doğrudur, gerçeklik anlarının yaşandığı her temas noktası kritiktir.

5- Gerçeklik Anlarını Keşfetmek

Müşterilerin yaşadığı bazı etkileşimlerin deneyimin bütünü üzerinde diğer etkileşimlere göre daha baskın bir etkisi vardır. Bu türden etkileşimlere “gerçeklik anları” diyoruz. Örneğin oteller için resepsiyondaki, otele kabul ve giriş anında yaşanılan deneyim, otelde yaşanacak deneyimin bütünü üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Resepsiyonda yaşanan bu gerçeklik anın olumsuz bir deneyime dönüşmesi durumunda, bundan sonraki temas noktalarında her şey yolunda gitse bile otelle ilgili bütünsel deneyim olumsuz ya da yetersiz olarak nitelenecektir. Deneyim haritasının süreçteki tüm gerçeklik anlarına işaret ediyor olması gerekir.

6- Duygu Boyutu

Duyguların deneyim dünyasındaki krallığından önceki yazımızda detaylıca bahsetmiştik. Müşteriler için yaşadıkları deneyim çoğu zaman duygulanım içeren düşüncelerle ifade edilecektir. Deneyim haritalama çalışmasının duyguları da içermesi gerekir. Müşterilerinizin deneyim yolculuğunun her noktasında ne yaptığı ve ne düşündüğü kadar ne hissettiğini de resmetmeliyiz. Nerelerde deneyimden keyif alıyor, eğleniyor, heyecanlanıyor, hangi noktalar da geriliyor, sıkılıyor ya da öfkeleniyor?

Bunu ifade etmek için bazı haritalama çalışmalarında gülen, nötr, üzgün, kızgın vb. yüz ifadeleri kullanırken bazı çalışmalarda da 1den 10’a kadar bir duygu skalası ve renkler kullanıldığını görüyoruz.

Duyguların oluşumunda ve tetiklenmesinde kritik bir öneme sahip olan duyusal uyarıcıları da unutmamak gerekiyor. Deneyim yolculuğu boyunca müşterilerimizin beş duyusuna nerelerde ve neyle nasıl bir uyarıda bulunduğumuzu da haritaya yansıtmalıyız.

7- Zaman Boyutu

Deneyim haritasının mutlaka zaman boyutunun da olması gerekir. temas noktalarında geçirilen sürenin ölçümlenmesi ve haritada gösterilmesi gerekir. Zaman, yaşanılacak deneyim üzerinde etkilidir. Bir restoranda siparişin alınma süresi, yemeğin servis edilme süresi ya da bir mağazada kasadaki bekleme süresi vb. Çağrı merkezleriyle yaşanılan deneyimde bekleme ve doğru kişiye ulaşmak için harcanan zaman müşterilerin deneyimleri üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri vardır.

Kaan Demirdöven

Müşteri Deneyimi Ustası kitaplaştı!

Çok yakında, aramızdan zamansız ayrılan sevgili dostumuz ve ADS eğitmeni rahmetli Ercan Kalit’in, müşteri deneyimi senaristi ve yazar Kaan Demirdöven’in de katkı ve eklemeleriyle tamamlanan kitabı “Müşteri Deneyimi Ustası” ; yeni paradigmalar, satış ve pazarlamada Batı prensipleri ile Anadolu irfan geleneği içinde filizlenen Ahilik ilkeleriyle harmanlandığı eşsiz eser (180 sf.) raflarda olacak. A7 Yayınevi ile anlaşması yapılan Müşteri Deneyimi Ustası, içeriği itibariyle sektöre ve CX alanındaki yatırmlara hem ışık tutacak hem de katkıda bulunacak…

Müşteri Deneyimi Yönetimi’nin Özü

Apple deneyiminin en önemli bileşeni, çalışanların bir şeyler satmaya değil, ilişkiler kurmaya ve insanların hayatlarını iyileştirmeye çalışmaya odaklanmasıdır.

Apple gibi tüm faaliyetlerinin hatta varoluşunun ruhuna “müşterilerinin hayatlarını zenginleştirme” vizyonunu koyan ya da koyduğunu iddia eden ve bu yönde çaba gösteren bir şirkette çalışmıyorsanız bile bir satış ustası olarak, müşterilerinizin hayatlarını zenginleştirmek elinizde…

Geleneksel iş modelini oluşturan birimler, satış öncesi, satış, satış sonrası birimler, giderek çalışanlar, ara yöneticiler, tepe yöneticiler vb. tüm bileşenlerin varlık nedenleri ve faaliyetlerinin ruhunda farklı anlayışlar öncelikler amaçlar yer alıyor. Sorunun en temel kaynağı budur, öncelikle bu farklılığın birliğe taşınması gerekiyor.

Bu birliği sağlayacak olansa ortak vizyonun ve amaçların, ortak değerlerle örülerek tüm şirketçe tüm bileşenlerce birlikte üretilerek paylaşılması ve yaşatılmasıdır.

Bu yapıyı ayakta tutacak olansa ortak insani değerlerin CEO’dan başlayarak tüm çalışanlarda içselleşmesidir. Herkesin Deneyim uzmanı değil Deneyim ustası olması gerekir. Ustalık uzmanlığı da içeren ancak uzmanlığı aşan bir kavramdır. Ustalık, Mesleki uzmanlık kadar manevi bir boyut da içerir. Bireylerin evrensel insani değerleri içselleştirmiş ahlaki bir olgunluğunu da gerektirir.

Kadim bilgelik öğretileri bize bunun önemli ipuçlarını sunar. Antik Yunan Orfeus bilgeliğinden Mısır Hermetizmine, Ortadoğu dinlerinin batıni yorumlarından Hint irfanına giderek hepsinin bir aşure kazanında lezzet bulduğu Anadolu tasavvuf geleneğinde, toplumsal hayatın günümüz iş dünyasına denk düşen sanat ve zanaat alanına yapılacak epistemik bir yolculuk, günümüz iş dünyasının temel sorunlarına en içten ve en gerçek, en bizden cevaplar verecektir.

Tüm kültürlerde benzer yapılar görmekle birlikte Anadolu özelinde bakarsak Çırak-Kalfa-Usta yolculuğunun (günümüz Asistan-Uzman-Yöneticisi) sadece mesleki uzmanlığı değil aynı zamanda bireylerin ahlaki dönüşümünü de içerdiğini görürüz. Buradaki dizgede, sadece mesleki gelişim değil, manevi gelişim de desteklenirken, aynı zamanda kişi ile mesleğinin mitsel kökleri arasında bir köprü kurulur. Bu köprü, ruhların olgunlaştığı köprüdür.

12.-13. yy da tüm Anadolu’ya yayılmış mesleki örgütlenmelerin ruhunu oluşturan Fütüvvet geleneği, Feta kavramını ustalık yolculuğunun merkezine yerleştirmiştir. Feta, kendini, kendi aklını ve ruhunu fetheden kimsedir. Ustalık yolculuğundaki bireyin mesleki uzmanlığa erişmesi kadar, evrensel insani değerleri içselleştirip yaşantılaması giderek özgür ve olgun bireyler olması da yolculuğun zorunlu ereklerinden biri olmuştur.

Modern iş dünyasının en temelindeki eksik parça şuurda olgunluğa erişmiş kamil insandır.

Kaan Demirdöven

Bir Hayat Dersi: Rocky Felsefesi

Takdim
Neden dövüşüyorsun?
Çünkü dans edip şarkı söyleyemiyorum!

Raund 1
Rocky, ‘kaya’ anlamına gelen rock sözcüğünden türemiş bir isim… Rocky filmini bilmeyen var mıdır? 70’lerin kült filmlerinden biri… Oscarlı üstelik… “Filmi izlerken, dikkatimi çeken teolojik unsurları da hesaba katarsak, Hz. İsa’nın, ‘kilisemi bu kayanın üzerine inşa edeceğim’ sözüne bir gönderme var mı gerçekten hikayede?” diye sordum. Kenan da kendisinden emin bir ifadeyle, “Biraz abartmanın sakıncası yok,” diyerek tüm ukalalığını üzerine takındı ve şunları söyledi, “Gerçekle kurmacayı ayırt edemiyorsan, kasma! Bir önemi yok…”
Ardından bana Rocky filmini bir de bu gözlükle (teolojik bağlamda) izlememi salık verdi.

Raund 2
O günden sonra yüz kez izledim sanırım. Abartmıyorum. Edebiyat çalışmak için her buluştuğumuzda, mutlaka Rocky’den bahsederdi. İçim dışım Rocky olmuştu. Bir süre sonra film hakkında her şeyi biliyordum. Rocky’yi oynayan Sylvester Stallone hakkında bile bilmemem gereken bir sürü saçma detay biliyordum, mesela penisinin boyunu filan… Bu arada sünnetliydi… Neden mi? Çünkü bir Yahudi’ydi. Yahudilerde de Müslümanlarda olduğu gibi sünnet var, demeyin, sünnet geleneği Müslümanlara Yahudilerden geçmişti… Lakin sonunda ikna olmuştum. Hz. İsa, kilisesini “mahvolması kaçınılmaz da olsa ayağa kalkacak olan insan” imgesi üzerine inşa etmek istemişti. Film de bu imge üzerinde duruyordu. Boks sadece güçlü bir etki yaratmak adına seçilmiş bir motivasyon aracıydı. Kısaca, sanatın saltık noktasını ifade etmenin en kaba aracıydı, boks bir şiirden farksızdı bu anlamda, çünkü Hegel’e göre saltın tin kendi bedenini sanata dönüştürürdü, bir boksörün de aslında bilmeden yaptığı buydu: Bedenini çarmıha germek! Kutudan dışarı çıkmanın başka yolu yoktu!

Raund 3
Üniversite yıllarında (güzel sanatlarda okuyordu, edebiyata aşıktı, resim sanatına, mitolojiye ve felsefeye ilgisi vardı) düşük bütçeli, konulu porno filmleri bile çevirmişti, cep harçlığı olsun diye tabii ki… O dönemde, çevresi ona ‘Moby Dick’ ya da ‘İtalyan Aygırı’ lakaplarını takmıştı. Neden bu tuhaf isimleri taktığını tahmin etmek zor değil. Filmde Rocky de akvaryum balığına Moby Dick diye sesleniyordu. Moby Dick romanındaki katil balinanın, Freudiyen anlamda ‘uyuyan penis (prenses değil)’ olduğunun keşfi ile Ay’a ilk insanlı uzay mekiği Apollo’nun inişi aynı yıllara tekabül ediyordu.

Raund 4
Fakat inançlı biriydi Sly; daha fazla sürdürmek istemedi ruhunun erosla gizli kaçamak buluşmalarını; derhal mahallenin Hahamına gitti. Ama Hahamı kızdıracak bir laf etti, aslında espiri yapmıştı, (Hz. Süleyman’ın cinsel gücü ile ilgiliydi sanırım espiri, her neyse), Haham da onu huzurundan kovdu. Ama o pes etmedi, Endülüslü filozof Spinoza gibi yaptı, kurtuluşu Hristyanlıkta bulabilirim, diye günah çıkartmak için bu kez kiliseye gitti. Siyahi İsa heykelinin atlında buluştuğu Güney Amerikalı papaz Peder Alfonso’nun sözleri onu tetiklemişti: “Evlat, günah çıkarmanın en güzel yolu, günah işlememektir. Eğer porno filmlerinde oynamak istemiyorsan, oynama kafi! Geçmişimi nasıl temizlerim diye soruyorsan eğer, o zaman büyük bir iş yap, pişmanlıklarına örtü olsun!”

Raund 5
Bu ilham veren ve motive eden sözlerden sonra, oyuncu olmaya karar verdi İtalyan Aygırı. Güzel rollerde oynarım, şöhret olurum, paramı kazanırım, diye hayal etti her halde…
(Bazen düşünüyorum, Kilisede de umduğu yanıtı bulamasaydı, Rocky nasıl bir film olurdu acaba? Çünkü eminim Buda tapınağında aradığını bulamayınca Cami’ye gidecekti, belki de gitmişti, kim bilir… Çünkü filmde gözden kaçan İslamik bir unsur vardı, onu sadece Kenan fark etmişti!)
Yüzünün sol alt kısmı felçli doğmuştu Sly ve bu yüzden yamuk ağızlıydı, konuşması da düzgün değildi. Tam bir Çirkin’di anlayacağınız. Rol bulması zordu bu halde. Avrupa’nın dadaist kalemi, İngiliz şair ve boksör Arthur Cravan’ın * yüz hatlarını andırıyordu yüzü.
Bunun farkındaydı Sly, Güzel ve Çirkin masalı, en sevdiği masaldı! Ve Jaques Derrada’nın yapıbozumu felsefesinden etkilenmişti.

Raund 6
Slyvester Stallone, yazar William Gibson’un Sıfır Noktası romanında ileride Matrix’in yaşanacağı ilk üç şehirden biri olarak bahsettiği New York’a geldiğinde kimse ona iş vermedi. Cebinde parası da kalmayınca köpeği Butkus’u * satmak zorunda kalmıştı. Bir gün takıldığı lokalde, o dönemin efsanevi boks şampiyonu Muhammed Ali’nin bir maçını izlerken Ali’nin konuşması ona ilham kaynağı oldu ve 1818 no’lu odasına kapanıp Rocky senaryosunu 3 günde * yazdı. Sonra bir prodüktör bulup onu ikna etti ve düşük bir bütçeyle anlaştı. Gerisini biliyorsunuz. Aldığı ilk parayla önce köpeğini geri aldı. Filmde oynattığı köpek ‘Butkus’ kendi köpeğidir. Böylece Rocky filmi Sylvester’u 1976’da, ben 1 yaşımdayken Oscar’a taşıdı.

Raund 7
Şeytan Prada Giyer’den 30 sene önce, Marlyn Monroe’nun doğumundan 50 sene sonra, 70’li yılların ortasında, Amerikan Rüyası’nın gölgesinde kalmış eski bir başkent olan büyük ve kalabalık Philedelphia’nın arka sokaklarında rutubet kokan bakımsız izbe bir evde başladı hikaye…
Gerçek bir dram mı demeliyim, yoksa dramatik bir gerçek mi? Ona siz karar verin.
Dedim ya, ben o zaman 1 yaşındaydım. O da yirmilerindeydi… 18 yaşında büyük umutlarla Amerika’ya gelmişti Amerikan Rüyasının peşinden… İtalyan mahallesinde mafya babalarının yanında bir nevi getto Robin Hoodluğu yapan ağır ağabeylerinin koruması altında, kenar mahalle salonunda boksa başlamış, zamanla ağır sıklet profesyonel boks liginde ucuz ve paralı maçlara çıkmış, geri kalanında mafya için tahsilatlarını yapmayanların parmaklarını kıran ve hayattan okkalı beklentisi kalmamış bir serseri olmuştu.

Raund 8
Espirili, canayakın ve bir şekilde hayatın ona belki de bir hediyesi, çocuksu ruhu diri bir serseriydi.
Evet, aslen İtalyandı…
Belirgin fiziksel özelliklere sahipti: Mesela orta boyluydu, ne uzun, ne de kısa… İri ve hantal bir yapısı vardı. Koca kafalıydı, güçlü elleri vardı. Yamuk ağızlıydı, iri burunluydu… Yaylana yaylana yürür, yaya yaya konuşurdu. Saflığı, onu bir Anadolu çocuğu yapıyordu adeta.

Raund 9
Gerçi Anadolu’yu Küçük Asya, Akdeniz ve Ionya bölgesi olarak düşünürseniz bu çok normal…
Şiveli İngilizcesiyle argo diyebileceğimiz bir lugata sahipti ama saygılı biriydi. Saygı gösterirsen, saygı görürsün gibi kaba ve denklemi kendinden hatalı bir düstura sahipti. Çünkü saygılı davransa da henüz kimseden saygı görmüyordu. Yine de kendisinden yaşça küçük Mary’den bile ders alabilecek olgunluktaydı. Çok zeki biri değildi. Zaten babası da onun boksör olmasını istemişti.

Raund 10
Ailesini ne olduğunu bilmiyorum. Bazı tahminlerim var sadece… Amerika’ya gelmeden önce İtalya’da ölmüş olabilirlerdi.
Genç bir İtalyan, Philedelphia’nın arka sokaklarında tek başına yaşıyordu. Philedelphia benim için özel bir sözcüktür. İncil’de geçen Yedi Kilise’den birinin adıdır. Anlamı da ‘Vajina-Sever’ gibi kabaca tasvir edilebilir. Daha felsefi bir ifadeye taşımak gerekirse, ‘Üretkenliğin Dostu’, ‘Dişil Gücün Koruyucusu’, ‘Yaratıcı İlkenin Hizmetkarı’ gibi anlamlar da üretebiliriz.
Felsefe kelimesinin Grekçe kökündeki Philo-sophia’daki Philo ile Phile aynı kavramlardır. Mısırlı filozof Philon da Philo-On, ‘Varlığın Dostu’ anlamına gelmektedir.

Raund 11
Fakat hayaline ulaşmak için önce, Apollo (Yunan Zeka Tanrısı, Geceyi temsilen siyahi bir şampiyon) ile yüzleşmek zorundaydı. Apollo onun kemiklerimi kıracak, etini lime lime edecekti. İnanca, umuda ve sevgiye ihtiyacı vardı. Sevdiği kız Adrian’ın ağabeyi kavgacı Paul (Hristiyanlığın kurucu St. Paul), ‘şimşek ye, gök gürültüsü sıç’ motto’lu geçimsiz antrenörü Mickey (Hristiyan teolojisinde başmelek Michelangelo, İslam’da Mikail melek, doğa olaylarını yönetir, şimşek, fırtına…) ve bakire, utangaç ve zor kadın Adrian (Varlığın örtüsü anlamına gelen Hadrian isminden Mesih İsa’nın ölüm emrini veren St. Adrian’a gönderme) ile kutsal ittifakı kurması gerekiyordu. Bunun için her işini baltalayan Paul’u dengelemesi, dolabını başkasına veren Mickey ile hesaplaşması, utangaç Adiran’a ise, kendisinin iyi bir çocuk olduğuna ikna etmesi gerekiyordu. Aralarındaki buzu eritmenin en iyi yolu, birlikte buz pateni yapmaktı. Çivi çiviyi söker misali…

Raund 12
Ve vakit gelir!
Apollo, bir dizi salakça talihsizlikler sonucu Christmas Gecesi, Amerika kıtasını ilk keşfedenleri onurlandırmak, Amerikan Rüyasının gücünü göstermek için dövüşmek istediği silik bir tipi katalogdan seçer.
O kişi, tesadüfe bakın ki Rocky’dir.
Apollo işin şov kısmındadır. O gecenin sloganını bile bulur ve bundan heyecan duyar: “İtalyan Aygırı Apollo’ya karşı!”

Raund 13
Evet, dövüş Christmas Gecesi olacaktır. Yani Hz. İsa’nın çarmıha gerilip göğe yükseleceği ve yeniden doğacağı günde! Her şey dizgeye uygun olmalıdır. Kitapta yazıldığı gibi…
Bu yüzden maç öncesinde Rocky’nin Mesih gibi çocuklarla buluşması gerekir. O da antrenmanlarının sonunda Adalet Binasının meydanında çocuklarla buluşur. Erken öten Horozu (ihanetin en yakınından geleceğinin işareti) yakalaması gerekir. O da yakalar.
Etini, aç kurtlara atması gerekir. Tv şovunda buzhanedeki domuz etlerini çıplak eliyle döver.

Raund 14
Köşesine çekilmiştir Rocky. Antrenörü Mickey beyaz havlu atmayı teklif eder ama Rocky kabul etmez. Rocky’nin burnu kırılmış, gözler şişmiştir. Artık görmüyordur. Mickey’den göz kapaklarını kesmesini ister. Zil çalar. Maç başlar. Yüzü darmadağın olmuştur Rocky’nin. Yediği ağır darbeler sonucu kan revan içindedir. Hakem saymaktadır: 1,2,3,4,5,6….
Zar zor ayağa kalkar Rocky. Kalkmak zorundadır. Mickey ve Paul, köşelerinden ‘kalkma’ diye bağırmaktadırlar. Ama o kalkar. Apollo, onu bu halde görünce, merhamete gelir. Yine de o bir şampiyondur. Gereğini yapmalıdır. Rocky, ayakta zor durmaktadır.

Raund 15
Son raundda, Rocky, bekler, bekler ve işte o an gelir! Hayatının anı! Apollo’nun kaburgasını çatlatır. Rocky’nin ‘kaya’ kadar sağlam son yumruğu, ben ona ‘kaburga çatlatan’ diyorum, bir mucizeden farksızdır adeta. Çünkü o andan itibaren artık Rocky için hayat yeni başlar. Filmin sonu, başlangıçtadır sanki… (ilk ve Son = Alfa ve Omega! Hayatın, Tevrat’ta Adem’in kaburgasından başlatıldığını unutmayalım.) Puan farkıyla Apollo kazansa da Rocky, onun karşısında yıkılmayarak gönüllerin şampiyonu olmayı başarır.

Coşkulu kalabalık, “Rocky, Rocky, Rocky…” diye bağırmaktadır. İnsanlar ayakta onu alkışlamaktadır. Fotoğraf makinelerinin ışıkları ardı ardına patlamaktadır, insanlar tezahüratlarına devam ederken o bir şey işitmez. Aklında sadece karanlıkta parlayan ışık vardır: Adrian!..

Onu ringin ortasında o şekilde gördüğünüzde, gözünüzün önünde adeta bir Ortaçağ ressamının fırçasından çıkmış bir Golgota Tepesi veya Göğe Yükseliş manzarası canlanır.

Kapanış
İsa, “ilk ve son benim” diye bağırır. Neden mi? Bu detayı da atlamamış Sly! Filmin ilk sahnesindeki eski kilisedeki ‘Agaphe’ imajı ile filmin son sahnesindeki “Yo, Adrian, seni seviyorum,” sözü, bir Ouroboros (kuyruğunu ısıran yılan) gibi kavuşmuştur. Çünkü Agaphe, öyle bir sevgidir ki kişi, agaphe ile sevdiği insanlar için etini kemiğini gözünü kırpmadan parçalayacak derecede feda eder! Buna Pieta ya da Pelikan Sevdası da denir. Kendisini sevdiklerini için (bir başkası için) hırpalayan Çirkin ve Güzel, son sahnede birleşirler. Film boyunca ‘kırmızı’ şapkalı (başlıklı) Adrian kızı da artık şapkasızdır. Uyuyan prenses uyanmış, kurbağa prense dönüşmüş, utangaç kız kabuğundan çıkmış, kırmızı başlıklı kız kurduna aşık olmuştur.

İşte böyle!

Tekrar izlenir derim.

Kroşeler:
* ‘… senaryoyu 3 günde yazdı’ sözü: Bu söz bana Hz. İsa’nın İncillerin birinde, “Ben, bu mabedi yıkar, 3 günde yeniden inşa ederim,” sözünü çağrıştırdı.
* Rocky’nin ringde konuşan boksör imgesi ile yaratmasının altında, boks yaparken şiir okuyan Dadaist boksör Arthur Cravan’ın olduğunu iddia edenler bile oldu.
* Butkus, Latince bakire demektir. Rocky, sevdiği kız Adiran’ın çalıştığı pet dükkanından satın alır Butkus’u… Yani, Adrian bakiredir.

Aparkat:
İşte, hayatım boyunca kendime rehber edindiğim Rocky’nin, onu kurmaca olmaktan çıkarıp “gerçek” kılan sekiz altın kuralı:
1- KİMSEDE SUÇ ARAMAYIN
2- MİNNET DUYUN
3- TAVİZ VERMEYİN
4- KENDİNİZE ŞANS VERİN
5- VEFALI OLUN
6- BAĞIŞLAYICI OLUN
7- YÜZLEŞMEKTEN KORKMAYIN
8- NE OLURSA OLSUN PES ETMEYİN

Knockout:
Filmden çıkardığım ders şuydu: Hayat ne kadar sert olursa olsun, çivi çakmaya hazır olacaktım. Çekiç olacaktım. Şimşek yutacak, gök gürültüsü sıçacaktım ama tehlikeli biri olacaktım.
Artık ben de bir boksördüm, eli kalem tutan, lirik bir boksör… Ucuz maçları geride bırakmıştım. Bekliyordum. Apollo’nun İslam mitologyasındaki karşılığı ile Ebu Eliyah’ın kataloğu açıp, bu kez de Şehir Hafiyesi ile dövüşmek istiyorum demesini bekliyordum.

Not: Bu yazıdaki raundlar, Rocky filminin sonundaki 15 raundluk maçın her birinin epistemik izahatlarına, yani köksaplarına göndermeleri içerecek şekilde bölümlenmiştir, rastgele bir dağılım değildir.
İyi keşifler.

Kaan Demirdöven

www.instagram.com/kaan_demirdoven/

Dört Anlaşma’ya hazır mısınız?

Don Miguel Ruiz’i duymayan kalmadı. Meşhur spiritüel yazar, Dört Antlaşma isimli kitabıyla dünyanın en çok okunanları arasında yerini aldı bile. 2015 yılında Böcek Yapımın üstlendiği “8 Saniye” isimli filmin kahramanı Esra İnal’ın da rüyalarında gördüğü adam…

… Ötesi Yayınları’ndan çıktı Dört Anlaşma… Mutlaka okunmalı! Kişisel Gelişim açısından önemli bilgiler içeriyor. Sizin için kısaca Dört Anlaşma’yı derledik:

  1. Sözcüklerini özenle seç:

Sözlerimiz kaderimizdir. Bu iddialı bir cümle midir? Hayatımızın akışına şöyle uzaktan bakmayı becerebilirsek, hayır değildir. Sözlerimiz en güzel rüyamızı da yaratabilir, en kötü kâbusumuzu da… Dedikodu yok, yargılamak yok, kendimizi durmadan eleştirmek, acıların insanı gibi konuşup derdimize yanmak yok!

  1. Hiçbir şeyi kişisel algılama:

Tabii bencillik üzerine kurduğumuz dünyamızda her şey bizim etrafımızda dönerken, her şeyin bizimle alakalı olduğunu zannederken bu biraz zor. Ve fakat bize söylenen, hakkımızda söylenen her şeyi üzerimize alır, yapıştırırsak duygusal çöplüğe döneriz. Kendi zihnimizdeki kendimizle ilgili susmak bilmeyen düşünceleri bile ciddiye almamalıyız. Hiçbir şey uğruna yeterince acı çekmedik mi Başkalarının davranışlarından ya da laflarından biz sorumlu değiliz.

  1. Varsayımda bulunma:

Ömrümüz varsayımda bulunmakla geçiyor. Diyelim seni aramadı çünkü… dolduruyorsun boşlukları. Beklediğini yapmadı çünkü… yazıyorsun bilip bilmeden sebepleri. Hep bir varsayım. Yaşamadan, gerçeğini bilmeden, öğrenmeden, sormadan, görmeden kafamızda varsayımlar yaratıyor, bunlara da inanıyoruz. Bu kadar yanlış anlama, küslük, kavga nereden çıkıyor sanıyorsunuz çünkü varsayım eşittir problem. Herkesin hayatı bizim gibi algılamadığını bir kavrayabilsek.

  1. Daima yapabildiğinin en iyisini yap!

Bu da son anlaşma. İnsan her an, her gün yapabileceğinin en iyisini yapamaz elbet. İnişlerimiz, çıkışlarımız, sebeplerimiz var. Ve fakat her an her gün o an için yapabileceğimizin en iyisini yapmalıyız. Bedenimiz için, işimizde, insan ilişkilerimizde, kendimizle ilişkimizde, pişirdiğimiz yemekte bile yapabileceğimizin en iyisini yapmak yaşamı dolu dolu, dört nala yaşamaktır. Bu dünyaya mutlu olmak için geldik değil mi?

Son kitabı Ateş Çemberi, bir çeşit dua kitabı niteliğinde… Özellikle Don Miguel Ruiz hayranları çok sevecekler… İçinde kişisel gelişiminizi olumlu anlamda etkileyecek metinler bulunuyor.

Derleyen: Kaan Demirdöven

İnsan Kendini Nasıl Geliştirir?

Bir şeyi başarmak istiyorsak, bir yerden başlamak zorundayız. Bu hangi konu olursa olsun değişmez. Neyi başarmak istiyorsak, yapılması zaruri olan şeyler vardır. Diyelim, kendinizi geliştirmek istiyorsunuz. Bunun için neler yapmanız gerekiyor? Kimlerle görüşme yapmanız icab ediyor?
Ve sonra? Nereden başlamalı? Geliştiğinizi nasıl anlayabilirsiniz?

Şimdi sırayla gidelim.

1. Eksiklerinizle Başlayın!

Zayıf ve gelişmemiş taraflarınızı belirleyin. Bunu yaparken acımasız olun. Çevrenizden destek alın. Dürüstlüklerinden emin olduğunuz insanlara sorun, onlar sizi yanıltmayacaklardır.
Eksiklerinizi tespit ettikten sonra, onları listeleyin ve alt kümelere toplayın. Örneğin listede iki tane eksik yönünüz, aslında tek bir eksiğin iki farklı yansıması olabilir. Örneğin tarih bilginiz zayıftır, kitap okuma alışkanlığınız zayıftır. Bu ikisini tek kümede toplayabilir, tarih kitapları okuyarak iki eksik yönününüzü de giderebilirsiniz.

2. Yeni Alışkanlıklar Kazanın!

Alışkanlıklar insanın başarıya giden yoldaki en önemli dostlarıdırlar. Bu alışkanlıklar ne kadar iyi ve güçlü olursa siz de o kadar güçlü olursunuz. Bu yüzden alışkanlıklarınızı belirlerken titiz davranmalısınız.

Kitap okumak bir alışkanlıktır. Spor yapmak, günlük tutmak, blog yazarlığı yapmak, sabah yürüyüşlerine çıkmak gibi birçok faaliyet alışkanlık durumundadır. Bunlar sağlığınız ve gelişiminiz açısından oldukça faydalı alışkanlıklardır.

Diğer taraftan sürekli televizyon izlemek, bilgisayar başında uzun süre eğlence odaklı vakit geçirmek, geç yatıp erken kalkmak, geç yatıp geç kalkmak gibi durumlar da alışkanlıktır. Ancak bunlar sağlığınız ve gelişiminiz açısından faydalı alışkanlıklar değildirler.
Kısacası gelişiminiz açısından size destek olacak alışkanlıklara sahip olmalı ve sürekli olarak aralarına yeni alışkanlıklar dahil etmelisiniz. Bununla birlikte faydalı olmayan ve insanın hayatındaki en kıymetli unsurlardan birisi olan zamanı çalan alışkanlıklardan uzak durmalısınız.

3. Yeteneklerinizi Geliştirin!

Bireysel olarak bir insan çok farklı yeteneklere sahip olabilir ama burada önemli olan sahip olunan yeteneklerin işlevsellik durumudur. Her konuda bilgi sahibi olduğunuz zaman çok daha iyi bir insan olacağınızı düşünüyor olabilirsiniz. Ancak bu çok sağlıklı bir düşünce değildir.

Yetenek çantanızda 20-30 tane kabiliyet olabilir ama aralarından bir tanesini bile en iyi şekilde gerçekleştirecek kadar becerikli değilseniz gelişim açısından bir anlamı olmayacaktır. Nicelik değil nitelik önemlidir düşüncesi aslında bu tür durumlar için dile getirilmektedir.

Sahip olduğunuz kabiliyetlerin sayısı 3 bile olsa siz bu konularda oldukça becerikliyseniz kendinizi çok daha iyi bir biçimde ileriye taşıyabilirsiniz. Çünkü ancak bu tür bir durumda diğerlerinden farklı olabilirsiniz.

4. Bilenlere Danışın!

Size ilham veren ve destek olmaktan çekinmeyen insanların bilgilerine başvurmaya çalışın. Özellikle bilen insanlar, size ilham olacaktır. Onları izleyin, dinleyin, sorular sorun… Örneğin bir yazarla tanıştınız, onun nasıl yazdığı ile değil, nasıl yaşadığı ile ilgilenin. Yaşamına dair edineceğiz bir iki ilham, kişisel gelişiminize hayli fazla olumlu etkisi olacaktır.

5. Kendinizi Test Edin!

Sosyal ortamlarda kendinizi test etmekten çekinmeyin. Geliştirdiğiniz şeyi sergilemekten korkmayın. Yanlış ya da eksik yapmanız ve bunun karşılığında alacağınız tepkiler size sunulmuş en doğal lütuftur. Bu nimetlerden yararlanın. Dersler ve sonuçlar çıkarın ve pes etmeden kendinizi geliştirmeye devam edin.

Kaan Demirdöven