Yazılar

Müşteri Deneyimi Yönetimi’nin Özü

Apple deneyiminin en önemli bileşeni, çalışanların bir şeyler satmaya değil, ilişkiler kurmaya ve insanların hayatlarını iyileştirmeye çalışmaya odaklanmasıdır.

Apple gibi tüm faaliyetlerinin hatta varoluşunun ruhuna “müşterilerinin hayatlarını zenginleştirme” vizyonunu koyan ya da koyduğunu iddia eden ve bu yönde çaba gösteren bir şirkette çalışmıyorsanız bile bir satış ustası olarak, müşterilerinizin hayatlarını zenginleştirmek elinizde…

Geleneksel iş modelini oluşturan birimler, satış öncesi, satış, satış sonrası birimler, giderek çalışanlar, ara yöneticiler, tepe yöneticiler vb. tüm bileşenlerin varlık nedenleri ve faaliyetlerinin ruhunda farklı anlayışlar öncelikler amaçlar yer alıyor. Sorunun en temel kaynağı budur, öncelikle bu farklılığın birliğe taşınması gerekiyor.

Bu birliği sağlayacak olansa ortak vizyonun ve amaçların, ortak değerlerle örülerek tüm şirketçe tüm bileşenlerce birlikte üretilerek paylaşılması ve yaşatılmasıdır.

Bu yapıyı ayakta tutacak olansa ortak insani değerlerin CEO’dan başlayarak tüm çalışanlarda içselleşmesidir. Herkesin Deneyim uzmanı değil Deneyim ustası olması gerekir. Ustalık uzmanlığı da içeren ancak uzmanlığı aşan bir kavramdır. Ustalık, Mesleki uzmanlık kadar manevi bir boyut da içerir. Bireylerin evrensel insani değerleri içselleştirmiş ahlaki bir olgunluğunu da gerektirir.

Kadim bilgelik öğretileri bize bunun önemli ipuçlarını sunar. Antik Yunan Orfeus bilgeliğinden Mısır Hermetizmine, Ortadoğu dinlerinin batıni yorumlarından Hint irfanına giderek hepsinin bir aşure kazanında lezzet bulduğu Anadolu tasavvuf geleneğinde, toplumsal hayatın günümüz iş dünyasına denk düşen sanat ve zanaat alanına yapılacak epistemik bir yolculuk, günümüz iş dünyasının temel sorunlarına en içten ve en gerçek, en bizden cevaplar verecektir.

Tüm kültürlerde benzer yapılar görmekle birlikte Anadolu özelinde bakarsak Çırak-Kalfa-Usta yolculuğunun (günümüz Asistan-Uzman-Yöneticisi) sadece mesleki uzmanlığı değil aynı zamanda bireylerin ahlaki dönüşümünü de içerdiğini görürüz. Buradaki dizgede, sadece mesleki gelişim değil, manevi gelişim de desteklenirken, aynı zamanda kişi ile mesleğinin mitsel kökleri arasında bir köprü kurulur. Bu köprü, ruhların olgunlaştığı köprüdür.

12.-13. yy da tüm Anadolu’ya yayılmış mesleki örgütlenmelerin ruhunu oluşturan Fütüvvet geleneği, Feta kavramını ustalık yolculuğunun merkezine yerleştirmiştir. Feta, kendini, kendi aklını ve ruhunu fetheden kimsedir. Ustalık yolculuğundaki bireyin mesleki uzmanlığa erişmesi kadar, evrensel insani değerleri içselleştirip yaşantılaması giderek özgür ve olgun bireyler olması da yolculuğun zorunlu ereklerinden biri olmuştur.

Modern iş dünyasının en temelindeki eksik parça şuurda olgunluğa erişmiş kamil insandır.

Kaan Demirdöven

Bir Hayat Dersi: Rocky Felsefesi

Kaan Demirdöven

Takdim
Neden dövüşüyorsun?
Çünkü dans edip şarkı söyleyemiyorum!

Raund 1
Rocky, ‘kaya’ anlamına gelen rock sözcüğünden türemiş bir isim… Rocky filmini bilmeyen var mıdır? 70’lerin kült filmlerinden biri… Oscarlı üstelik… “Filmi izlerken, dikkatimi çeken teolojik unsurları da hesaba katarsak, Hz. İsa’nın, ‘kilisemi bu kayanın üzerine inşa edeceğim’ sözüne bir gönderme var mı gerçekten hikayede?” diye sordum. Kenan da kendisinden emin bir ifadeyle, “Biraz abartmanın sakıncası yok,” diyerek tüm ukalalığını üzerine takındı ve şunları söyledi, “Gerçekle kurmacayı ayırt edemiyorsan, kasma! Bir önemi yok…”
Ardından bana Rocky filmini bir de bu gözlükle (teolojik bağlamda) izlememi salık verdi.

Raund 2
O günden sonra yüz kez izledim sanırım. Abartmıyorum. Edebiyat çalışmak için her buluştuğumuzda, mutlaka Rocky’den bahsederdi. İçim dışım Rocky olmuştu. Bir süre sonra film hakkında her şeyi biliyordum. Rocky’yi oynayan Sylvester Stallone hakkında bile bilmemem gereken bir sürü saçma detay biliyordum, mesela penisinin boyunu filan… Bu arada sünnetliydi… Neden mi? Çünkü bir Yahudi’ydi. Yahudilerde de Müslümanlarda olduğu gibi sünnet var, demeyin, sünnet geleneği Müslümanlara Yahudilerden geçmişti… Lakin sonunda ikna olmuştum. Hz. İsa, kilisesini “mahvolması kaçınılmaz da olsa ayağa kalkacak olan insan” imgesi üzerine inşa etmek istemişti. Film de bu imge üzerinde duruyordu. Boks sadece güçlü bir etki yaratmak adına seçilmiş bir motivasyon aracıydı. Kısaca, sanatın saltık noktasını ifade etmenin en kaba aracıydı, boks bir şiirden farksızdı bu anlamda, çünkü Hegel’e göre saltın tin kendi bedenini sanata dönüştürürdü, bir boksörün de aslında bilmeden yaptığı buydu: Bedenini çarmıha germek! Kutudan dışarı çıkmanın başka yolu yoktu!

Raund 3
Üniversite yıllarında (güzel sanatlarda okuyordu, edebiyata aşıktı, resim sanatına, mitolojiye ve felsefeye ilgisi vardı) düşük bütçeli, konulu porno filmleri bile çevirmişti, cep harçlığı olsun diye tabii ki… O dönemde, çevresi ona ‘Moby Dick’ ya da ‘İtalyan Aygırı’ lakaplarını takmıştı. Neden bu tuhaf isimleri taktığını tahmin etmek zor değil. Filmde Rocky de akvaryum balığına Moby Dick diye sesleniyordu. Moby Dick romanındaki katil balinanın, Freudiyen anlamda ‘uyuyan penis (prenses değil)’ olduğunun keşfi ile Ay’a ilk insanlı uzay mekiği Apollo’nun inişi aynı yıllara tekabül ediyordu.

Raund 4
Fakat inançlı biriydi Sly; daha fazla sürdürmek istemedi ruhunun erosla gizli kaçamak buluşmalarını; derhal mahallenin Hahamına gitti. Ama Hahamı kızdıracak bir laf etti, aslında espiri yapmıştı, (Hz. Süleyman’ın cinsel gücü ile ilgiliydi sanırım espiri, her neyse), Haham da onu huzurundan kovdu. Ama o pes etmedi, Endülüslü filozof Spinoza gibi yaptı, kurtuluşu Hristyanlıkta bulabilirim, diye günah çıkartmak için bu kez kiliseye gitti. Siyahi İsa heykelinin atlında buluştuğu Güney Amerikalı papaz Peder Alfonso’nun sözleri onu tetiklemişti: “Evlat, günah çıkarmanın en güzel yolu, günah işlememektir. Eğer porno filmlerinde oynamak istemiyorsan, oynama kafi! Geçmişimi nasıl temizlerim diye soruyorsan eğer, o zaman büyük bir iş yap, pişmanlıklarına örtü olsun!”

Raund 5
Bu ilham veren ve motive eden sözlerden sonra, oyuncu olmaya karar verdi İtalyan Aygırı. Güzel rollerde oynarım, şöhret olurum, paramı kazanırım, diye hayal etti her halde…
(Bazen düşünüyorum, Kilisede de umduğu yanıtı bulamasaydı, Rocky nasıl bir film olurdu acaba? Çünkü eminim Buda tapınağında aradığını bulamayınca Cami’ye gidecekti, belki de gitmişti, kim bilir… Çünkü filmde gözden kaçan İslamik bir unsur vardı, onu sadece Kenan fark etmişti!)
Yüzünün sol alt kısmı felçli doğmuştu Sly ve bu yüzden yamuk ağızlıydı, konuşması da düzgün değildi. Tam bir Çirkin’di anlayacağınız. Rol bulması zordu bu halde. Avrupa’nın dadaist kalemi, İngiliz şair ve boksör Arthur Cravan’ın * yüz hatlarını andırıyordu yüzü.
Bunun farkındaydı Sly, Güzel ve Çirkin masalı, en sevdiği masaldı! Ve Jaques Derrada’nın yapıbozumu felsefesinden etkilenmişti.

Raund 6
Slyvester Stallone, yazar William Gibson’un Sıfır Noktası romanında ileride Matrix’in yaşanacağı ilk üç şehirden biri olarak bahsettiği New York’a geldiğinde kimse ona iş vermedi. Cebinde parası da kalmayınca köpeği Butkus’u * satmak zorunda kalmıştı. Bir gün takıldığı lokalde, o dönemin efsanevi boks şampiyonu Muhammed Ali’nin bir maçını izlerken Ali’nin konuşması ona ilham kaynağı oldu ve 1818 no’lu odasına kapanıp Rocky senaryosunu 3 günde * yazdı. Sonra bir prodüktör bulup onu ikna etti ve düşük bir bütçeyle anlaştı. Gerisini biliyorsunuz. Aldığı ilk parayla önce köpeğini geri aldı. Filmde oynattığı köpek ‘Butkus’ kendi köpeğidir. Böylece Rocky filmi Sylvester’u 1976’da, ben 1 yaşımdayken Oscar’a taşıdı.

Raund 7
Şeytan Prada Giyer’den 30 sene önce, Marlyn Monroe’nun doğumundan 50 sene sonra, 70’li yılların ortasında, Amerikan Rüyası’nın gölgesinde kalmış eski bir başkent olan büyük ve kalabalık Philedelphia’nın arka sokaklarında rutubet kokan bakımsız izbe bir evde başladı hikaye…
Gerçek bir dram mı demeliyim, yoksa dramatik bir gerçek mi? Ona siz karar verin.
Dedim ya, ben o zaman 1 yaşındaydım. O da yirmilerindeydi… 18 yaşında büyük umutlarla Amerika’ya gelmişti Amerikan Rüyasının peşinden… İtalyan mahallesinde mafya babalarının yanında bir nevi getto Robin Hoodluğu yapan ağır ağabeylerinin koruması altında, kenar mahalle salonunda boksa başlamış, zamanla ağır sıklet profesyonel boks liginde ucuz ve paralı maçlara çıkmış, geri kalanında mafya için tahsilatlarını yapmayanların parmaklarını kıran ve hayattan okkalı beklentisi kalmamış bir serseri olmuştu.

Raund 8
Espirili, canayakın ve bir şekilde hayatın ona belki de bir hediyesi, çocuksu ruhu diri bir serseriydi.
Evet, aslen İtalyandı…
Belirgin fiziksel özelliklere sahipti: Mesela orta boyluydu, ne uzun, ne de kısa… İri ve hantal bir yapısı vardı. Koca kafalıydı, güçlü elleri vardı. Yamuk ağızlıydı, iri burunluydu… Yaylana yaylana yürür, yaya yaya konuşurdu. Saflığı, onu bir Anadolu çocuğu yapıyordu adeta.

Raund 9
Gerçi Anadolu’yu Küçük Asya, Akdeniz ve Ionya bölgesi olarak düşünürseniz bu çok normal…
Şiveli İngilizcesiyle argo diyebileceğimiz bir lugata sahipti ama saygılı biriydi. Saygı gösterirsen, saygı görürsün gibi kaba ve denklemi kendinden hatalı bir düstura sahipti. Çünkü saygılı davransa da henüz kimseden saygı görmüyordu. Yine de kendisinden yaşça küçük Mary’den bile ders alabilecek olgunluktaydı. Çok zeki biri değildi. Zaten babası da onun boksör olmasını istemişti.

Raund 10
Ailesini ne olduğunu bilmiyorum. Bazı tahminlerim var sadece… Amerika’ya gelmeden önce İtalya’da ölmüş olabilirlerdi.
Genç bir İtalyan, Philedelphia’nın arka sokaklarında tek başına yaşıyordu. Philedelphia benim için özel bir sözcüktür. İncil’de geçen Yedi Kilise’den birinin adıdır. Anlamı da ‘Vajina-Sever’ gibi kabaca tasvir edilebilir. Daha felsefi bir ifadeye taşımak gerekirse, ‘Üretkenliğin Dostu’, ‘Dişil Gücün Koruyucusu’, ‘Yaratıcı İlkenin Hizmetkarı’ gibi anlamlar da üretebiliriz.
Felsefe kelimesinin Grekçe kökündeki Philo-sophia’daki Philo ile Phile aynı kavramlardır. Mısırlı filozof Philon da Philo-On, ‘Varlığın Dostu’ anlamına gelmektedir.

Raund 11
Fakat hayaline ulaşmak için önce, Apollo (Yunan Zeka Tanrısı, Geceyi temsilen siyahi bir şampiyon) ile yüzleşmek zorundaydı. Apollo onun kemiklerimi kıracak, etini lime lime edecekti. İnanca, umuda ve sevgiye ihtiyacı vardı. Sevdiği kız Adrian’ın ağabeyi kavgacı Paul (Hristiyanlığın kurucu St. Paul), ‘şimşek ye, gök gürültüsü sıç’ motto’lu geçimsiz antrenörü Mickey (Hristiyan teolojisinde başmelek Michelangelo, İslam’da Mikail melek, doğa olaylarını yönetir, şimşek, fırtına…) ve bakire, utangaç ve zor kadın Adrian (Varlığın örtüsü anlamına gelen Hadrian isminden Mesih İsa’nın ölüm emrini veren St. Adrian’a gönderme) ile kutsal ittifakı kurması gerekiyordu. Bunun için her işini baltalayan Paul’u dengelemesi, dolabını başkasına veren Mickey ile hesaplaşması, utangaç Adiran’a ise, kendisinin iyi bir çocuk olduğuna ikna etmesi gerekiyordu. Aralarındaki buzu eritmenin en iyi yolu, birlikte buz pateni yapmaktı. Çivi çiviyi söker misali…

Raund 12
Ve vakit gelir!
Apollo, bir dizi salakça talihsizlikler sonucu Christmas Gecesi, Amerika kıtasını ilk keşfedenleri onurlandırmak, Amerikan Rüyasının gücünü göstermek için dövüşmek istediği silik bir tipi katalogdan seçer.
O kişi, tesadüfe bakın ki Rocky’dir.
Apollo işin şov kısmındadır. O gecenin sloganını bile bulur ve bundan heyecan duyar: “İtalyan Aygırı Apollo’ya karşı!”

Raund 13
Evet, dövüş Christmas Gecesi olacaktır. Yani Hz. İsa’nın çarmıha gerilip göğe yükseleceği ve yeniden doğacağı günde! Her şey dizgeye uygun olmalıdır. Kitapta yazıldığı gibi…
Bu yüzden maç öncesinde Rocky’nin Mesih gibi çocuklarla buluşması gerekir. O da antrenmanlarının sonunda Adalet Binasının meydanında çocuklarla buluşur. Erken öten Horozu (ihanetin en yakınından geleceğinin işareti) yakalaması gerekir. O da yakalar.
Etini, aç kurtlara atması gerekir. Tv şovunda buzhanedeki domuz etlerini çıplak eliyle döver.

Raund 14
Köşesine çekilmiştir Rocky. Antrenörü Mickey beyaz havlu atmayı teklif eder ama Rocky kabul etmez. Rocky’nin burnu kırılmış, gözler şişmiştir. Artık görmüyordur. Mickey’den göz kapaklarını kesmesini ister. Zil çalar. Maç başlar. Yüzü darmadağın olmuştur Rocky’nin. Yediği ağır darbeler sonucu kan revan içindedir. Hakem saymaktadır: 1,2,3,4,5,6….
Zar zor ayağa kalkar Rocky. Kalkmak zorundadır. Mickey ve Paul, köşelerinden ‘kalkma’ diye bağırmaktadırlar. Ama o kalkar. Apollo, onu bu halde görünce, merhamete gelir. Yine de o bir şampiyondur. Gereğini yapmalıdır. Rocky, ayakta zor durmaktadır.

Raund 15
Son raundda, Rocky, bekler, bekler ve işte o an gelir! Hayatının anı! Apollo’nun kaburgasını çatlatır. Rocky’nin ‘kaya’ kadar sağlam son yumruğu, ben ona ‘kaburga çatlatan’ diyorum, bir mucizeden farksızdır adeta. Çünkü o andan itibaren artık Rocky için hayat yeni başlar. Filmin sonu, başlangıçtadır sanki… (ilk ve Son = Alfa ve Omega! Hayatın, Tevrat’ta Adem’in kaburgasından başlatıldığını unutmayalım.) Puan farkıyla Apollo kazansa da Rocky, onun karşısında yıkılmayarak gönüllerin şampiyonu olmayı başarır.

Coşkulu kalabalık, “Rocky, Rocky, Rocky…” diye bağırmaktadır. İnsanlar ayakta onu alkışlamaktadır. Fotoğraf makinelerinin ışıkları ardı ardına patlamaktadır, insanlar tezahüratlarına devam ederken o bir şey işitmez. Aklında sadece karanlıkta parlayan ışık vardır: Adrian!..

Onu ringin ortasında o şekilde gördüğünüzde, gözünüzün önünde adeta bir Ortaçağ ressamının fırçasından çıkmış bir Golgota Tepesi veya Göğe Yükseliş manzarası canlanır.

Kapanış
İsa, “ilk ve son benim” diye bağırır. Neden mi? Bu detayı da atlamamış Sly! Filmin ilk sahnesindeki eski kilisedeki ‘Agaphe’ imajı ile filmin son sahnesindeki “Yo, Adrian, seni seviyorum,” sözü, bir Ouroboros (kuyruğunu ısıran yılan) gibi kavuşmuştur. Çünkü Agaphe, öyle bir sevgidir ki kişi, agaphe ile sevdiği insanlar için etini kemiğini gözünü kırpmadan parçalayacak derecede feda eder! Buna Pieta ya da Pelikan Sevdası da denir. Kendisini sevdiklerini için (bir başkası için) hırpalayan Çirkin ve Güzel, son sahnede birleşirler. Film boyunca ‘kırmızı’ şapkalı (başlıklı) Adrian kızı da artık şapkasızdır. Uyuyan prenses uyanmış, kurbağa prense dönüşmüş, utangaç kız kabuğundan çıkmış, kırmızı başlıklı kız kurduna aşık olmuştur.

İşte böyle!

Tekrar izlenir derim.

Kroşeler:
* ‘… senaryoyu 3 günde yazdı’ sözü: Bu söz bana Hz. İsa’nın İncillerin birinde, “Ben, bu mabedi yıkar, 3 günde yeniden inşa ederim,” sözünü çağrıştırdı.
* Rocky’nin ringde konuşan boksör imgesi ile yaratmasının altında, boks yaparken şiir okuyan Dadaist boksör Arthur Cravan’ın olduğunu iddia edenler bile oldu.
* Butkus, Latince bakire demektir. Rocky, sevdiği kız Adiran’ın çalıştığı pet dükkanından satın alır Butkus’u… Yani, Adrian bakiredir.

Aparkat:
İşte, hayatım boyunca kendime rehber edindiğim Rocky’nin, onu kurmaca olmaktan çıkarıp “gerçek” kılan sekiz altın kuralı:
1- KİMSEDE SUÇ ARAMAYIN
2- MİNNET DUYUN
3- TAVİZ VERMEYİN
4- KENDİNİZE ŞANS VERİN
5- VEFALI OLUN
6- BAĞIŞLAYICI OLUN
7- YÜZLEŞMEKTEN KORKMAYIN
8- NE OLURSA OLSUN PES ETMEYİN

Knockout:
Filmden çıkardığım ders şuydu: Hayat ne kadar sert olursa olsun, çivi çakmaya hazır olacaktım. Çekiç olacaktım. Şimşek yutacak, gök gürültüsü sıçacaktım ama tehlikeli biri olacaktım.
Artık ben de bir boksördüm, eli kalem tutan, lirik bir boksör… Ucuz maçları geride bırakmıştım. Bekliyordum. Apollo’nun İslam mitologyasındaki karşılığı ile Ebu Eliyah’ın kataloğu açıp, bu kez de Şehir Hafiyesi ile dövüşmek istiyorum demesini bekliyordum.

Not: Bu yazıdaki raundlar, Rocky filminin sonundaki 15 raundluk maçın her birinin epistemik izahatlarına, yani köksaplarına göndermeleri içerecek şekilde bölümlenmiştir, rastgele bir dağılım değildir.
İyi keşifler.

#kaburgayıçatlat
#lirikboksor
#kaandemirdoven
www.instagram.com/peynirsovalyesi

Dört Anlaşma’ya hazır mısınız?

Don Miguel Ruiz’i duymayan kalmadı. Meşhur spiritüel yazar, Dört Antlaşma isimli kitabıyla dünyanın en çok okunanları arasında yerini aldı bile. 2015 yılında Böcek Yapımın üstlendiği “8 Saniye” isimli filmin kahramanı Esra İnal’ın da rüyalarında gördüğü adam…

… Ötesi Yayınları’ndan çıktı Dört Anlaşma… Mutlaka okunmalı! Kişisel Gelişim açısından önemli bilgiler içeriyor. Sizin için kısaca Dört Anlaşma’yı derledik:

  1. Sözcüklerini özenle seç:

Sözlerimiz kaderimizdir. Bu iddialı bir cümle midir? Hayatımızın akışına şöyle uzaktan bakmayı becerebilirsek, hayır değildir. Sözlerimiz en güzel rüyamızı da yaratabilir, en kötü kâbusumuzu da… Dedikodu yok, yargılamak yok, kendimizi durmadan eleştirmek, acıların insanı gibi konuşup derdimize yanmak yok!

  1. Hiçbir şeyi kişisel algılama:

Tabii bencillik üzerine kurduğumuz dünyamızda her şey bizim etrafımızda dönerken, her şeyin bizimle alakalı olduğunu zannederken bu biraz zor. Ve fakat bize söylenen, hakkımızda söylenen her şeyi üzerimize alır, yapıştırırsak duygusal çöplüğe döneriz. Kendi zihnimizdeki kendimizle ilgili susmak bilmeyen düşünceleri bile ciddiye almamalıyız. Hiçbir şey uğruna yeterince acı çekmedik mi Başkalarının davranışlarından ya da laflarından biz sorumlu değiliz.

  1. Varsayımda bulunma:

Ömrümüz varsayımda bulunmakla geçiyor. Diyelim seni aramadı çünkü… dolduruyorsun boşlukları. Beklediğini yapmadı çünkü… yazıyorsun bilip bilmeden sebepleri. Hep bir varsayım. Yaşamadan, gerçeğini bilmeden, öğrenmeden, sormadan, görmeden kafamızda varsayımlar yaratıyor, bunlara da inanıyoruz. Bu kadar yanlış anlama, küslük, kavga nereden çıkıyor sanıyorsunuz çünkü varsayım eşittir problem. Herkesin hayatı bizim gibi algılamadığını bir kavrayabilsek.

  1. Daima yapabildiğinin en iyisini yap!

Bu da son anlaşma. İnsan her an, her gün yapabileceğinin en iyisini yapamaz elbet. İnişlerimiz, çıkışlarımız, sebeplerimiz var. Ve fakat her an her gün o an için yapabileceğimizin en iyisini yapmalıyız. Bedenimiz için, işimizde, insan ilişkilerimizde, kendimizle ilişkimizde, pişirdiğimiz yemekte bile yapabileceğimizin en iyisini yapmak yaşamı dolu dolu, dört nala yaşamaktır. Bu dünyaya mutlu olmak için geldik değil mi?

Son kitabı Ateş Çemberi, bir çeşit dua kitabı niteliğinde… Özellikle Don Miguel Ruiz hayranları çok sevecekler… İçinde kişisel gelişiminizi olumlu anlamda etkileyecek metinler bulunuyor.

Derleyen: Kaan Demirdöven

İnsan Kendini Nasıl Geliştirir?

Bir şeyi başarmak istiyorsak, bir yerden başlamak zorundayız. Bu hangi konu olursa olsun değişmez. Neyi başarmak istiyorsak, yapılması zaruri olan şeyler vardır. Diyelim, kendinizi geliştirmek istiyorsunuz. Bunun için neler yapmanız gerekiyor? Kimlerle görüşme yapmanız icab ediyor?
Ve sonra? Nereden başlamalı? Geliştiğinizi nasıl anlayabilirsiniz?

Şimdi sırayla gidelim.

1. Eksiklerinizle Başlayın!

Zayıf ve gelişmemiş taraflarınızı belirleyin. Bunu yaparken acımasız olun. Çevrenizden destek alın. Dürüstlüklerinden emin olduğunuz insanlara sorun, onlar sizi yanıltmayacaklardır.
Eksiklerinizi tespit ettikten sonra, onları listeleyin ve alt kümelere toplayın. Örneğin listede iki tane eksik yönünüz, aslında tek bir eksiğin iki farklı yansıması olabilir. Örneğin tarih bilginiz zayıftır, kitap okuma alışkanlığınız zayıftır. Bu ikisini tek kümede toplayabilir, tarih kitapları okuyarak iki eksik yönününüzü de giderebilirsiniz.

2. Yeni Alışkanlıklar Kazanın!

Alışkanlıklar insanın başarıya giden yoldaki en önemli dostlarıdırlar. Bu alışkanlıklar ne kadar iyi ve güçlü olursa siz de o kadar güçlü olursunuz. Bu yüzden alışkanlıklarınızı belirlerken titiz davranmalısınız.

Kitap okumak bir alışkanlıktır. Spor yapmak, günlük tutmak, blog yazarlığı yapmak, sabah yürüyüşlerine çıkmak gibi birçok faaliyet alışkanlık durumundadır. Bunlar sağlığınız ve gelişiminiz açısından oldukça faydalı alışkanlıklardır.

Diğer taraftan sürekli televizyon izlemek, bilgisayar başında uzun süre eğlence odaklı vakit geçirmek, geç yatıp erken kalkmak, geç yatıp geç kalkmak gibi durumlar da alışkanlıktır. Ancak bunlar sağlığınız ve gelişiminiz açısından faydalı alışkanlıklar değildirler.
Kısacası gelişiminiz açısından size destek olacak alışkanlıklara sahip olmalı ve sürekli olarak aralarına yeni alışkanlıklar dahil etmelisiniz. Bununla birlikte faydalı olmayan ve insanın hayatındaki en kıymetli unsurlardan birisi olan zamanı çalan alışkanlıklardan uzak durmalısınız.

3. Yeteneklerinizi Geliştirin!

Bireysel olarak bir insan çok farklı yeteneklere sahip olabilir ama burada önemli olan sahip olunan yeteneklerin işlevsellik durumudur. Her konuda bilgi sahibi olduğunuz zaman çok daha iyi bir insan olacağınızı düşünüyor olabilirsiniz. Ancak bu çok sağlıklı bir düşünce değildir.

Yetenek çantanızda 20-30 tane kabiliyet olabilir ama aralarından bir tanesini bile en iyi şekilde gerçekleştirecek kadar becerikli değilseniz gelişim açısından bir anlamı olmayacaktır. Nicelik değil nitelik önemlidir düşüncesi aslında bu tür durumlar için dile getirilmektedir.

Sahip olduğunuz kabiliyetlerin sayısı 3 bile olsa siz bu konularda oldukça becerikliyseniz kendinizi çok daha iyi bir biçimde ileriye taşıyabilirsiniz. Çünkü ancak bu tür bir durumda diğerlerinden farklı olabilirsiniz.

4. Bilenlere Danışın!

Size ilham veren ve destek olmaktan çekinmeyen insanların bilgilerine başvurmaya çalışın. Özellikle bilen insanlar, size ilham olacaktır. Onları izleyin, dinleyin, sorular sorun… Örneğin bir yazarla tanıştınız, onun nasıl yazdığı ile değil, nasıl yaşadığı ile ilgilenin. Yaşamına dair edineceğiz bir iki ilham, kişisel gelişiminize hayli fazla olumlu etkisi olacaktır.

5. Kendinizi Test Edin!

Sosyal ortamlarda kendinizi test etmekten çekinmeyin. Geliştirdiğiniz şeyi sergilemekten korkmayın. Yanlış ya da eksik yapmanız ve bunun karşılığında alacağınız tepkiler size sunulmuş en doğal lütuftur. Bu nimetlerden yararlanın. Dersler ve sonuçlar çıkarın ve pes etmeden kendinizi geliştirmeye devam edin.

Kaan Demirdöven