Yazılar

Uygulanamayan Yeni Yıl Kararlarını Anı Defteri Yapalım!

“Kimse geçmişini geri satın alabilecek kadar zengin değildir.” Oscar Wilde

Her yıl adettendir yeni yıl için büyük umutlar besleyip bir dizi karar almak, yeni yılla birlikte yeni hedefler koymak, ancak nedense işler planladığımız gibi gitmez. Hayatta farklı önceliklerimiz olur, işler hep yoğundur, “şu olmasa yapacaklarımız” yani bahanelerimiz çoktur. Böylece yeni yıl hedefleri tatlı bir anı olarak önce başucumuzda sonra da kağıt/ defter kalabalığının bir yerlerinde unutulur.

Ancak insan kendisine verdiği bu sözü aslında unutmaz. İyi bir şeyler yapmaya ve kendimizi geliştirmeye çalışırken; huzursuzluk hissi, başarısızlık endişesi, kişinin kendisine inancını yitirmesi gibi gittikçe büyüyen olumsuz duygular ile bir anda motivasyonumuzu bozmuş oluruz.

Bu nedenle hedeflerle çalışırken özellikle de yeni yıl hedefleri koyarken çok dikkatli olmamız şart… SMART yani akıllı hedefler konulması sadece şirketler değil, kişisel gelişim planımız için de çok önemli. Ayrıca hedeflediğimiz şeyin yapmak istediğimiz veya yapabileceğimiz şey olup olmadığından iyice emin olmak lazım; çünkü çoğunlukla istenen değil, gerekli olduğu düşünülen hedefler belirleniyor ve bu nedenle uygulamaya alınamıyor.

Başarma konusunda kendimize olan inancımız bir diğer önemli faktör, kişinin inanç ile pek çok şeyi başarabildiğini biliyoruz. İlgili konuda önceki başarı ve başarısızlıklarımız burada devreye giriyor, bizi tetikliyor veya engelliyor.

Bir sonraki aşamada bakılması gereken şey koyduğumuz hedeflerin yaşam biçimimizle ve önceliklerimizle uyumlu olması, ayrıca kapasitemiz dahilinde olması… Bunun için de kendimize karşı dürüst olmamız ve kendimizi iyi tanımamız gerekiyor. Örneklendirecek olursak; 30 yaşına kadar spor alışkanlığı edinmemiş, yoğun çalışma temposu olan, sevdiklerine/sosyalleşmeye bile yeterince vakit ayıramayan bir kişinin gerekli olduğunu düşünerek, hem de hiç zevk almadan spora başlaması, kendisine “haftada 5 gün spor yapmak” gibi bir hedef koyması ve bu noktada birden ağır sportif çalışmalara girişmesi gerçekçi bir durum değil. Ancak daha çok hareket etmeye karar verip haftada iki gün, çok sevilen ve ihtiyaç duyulan açık havada, hatta sevdiğimiz bir arkadaşımız / aile fertlerimiz ile 30 dakikalık yürüyüşler yapmayı hedeflemek daha doğru bir yaklaşım. Keyifle yapılacak bu yürüyüşlerin faydasının yaşanması, daha farklı sporlara da istek uyandırması mümkün…

Genellikle maddi konularla ilgili konulan ev/ araba alma veya değiştirme gibi hedeflerin daha çok hayata geçirildiği, bireyin bir şeyler yapmasını gerektiren hedeflerin daha çok ertelendiği bir gerçek. Bunun nedeni konfor alanlarımızdan çıkmanın bize çok zor gelmesi…

Bu noktada en önemli yaklaşım “Yapmazsam ne olur ?” sorusuna verdiğimiz cevap… Bu cevap bizi harekete geçiriyor veya “boş ver” deyip ertelememize neden oluyor…

Özetle yeni yılın bizi hedeflerimize ulaştırmasını beklemek boş bir hayal… Ancak yaşamımızla ilgili kendimize kısa / orta ve uzun vadeli hedefler koymamız, aksiyonlarımızı buna göre belirlememiz de şart. Yeni yılda da ve daima isteklerimize ulaşabilmek için kendimizi tanımamız, güvenmemiz,  gerçekçi olmamız ve değişime planlı küçük adımlarla başlamamız veya hedefimize ulaştıracak aksiyonları parçalayarak gerçekleştirmemiz gerekiyor… Şimdiye kadar neler başardık düşünsenize…

Uygulanabilir hedefler için kontrol listesi:

  • Bunu yapmaya ihtiyacım var mı?
  • Benim mi başkalarının istediği mi?
  • Yapabileceğime inanıyor muyum?
  • Bu hedefe ulaşmak için yapılması gerekenlere razı mıyım?
  • Hedefim gerçekçi mi?
  • Yapmazsam ne olur?

Maksim Gorki’nin dediği gibi; hayatın ne olduğunu, onun güzelliğinde aramak ve bunu güzel hedeflere doğru yönlendirmek dileğiyle…

Meriç KORALTÜRK POLAT

“Nasıl” Bizim İşimiz Değil

Secret’ın videosunu seyrettiniz mi bilmiyorum, seyrettiyseniz beni en çok etkileyen cümleyi hatırlayabilirsiniz: “’How’ is the domain of the Universe”. Yani “’Nasıl’ kısmı Evren’in işidir”. Ya da sen dileğini söyle, gerisini Allah’a bırak.

Neden bu cümlenin beni etkilediğini uzun uzun düşünürken, Quartus Vakfı 40 Günlük Bereket Planı’nın internette bulduğum başlangıç cümlesi beni aydınlattı: “…bugün gözle görünen paranın benim kaynağım ve dayanağım olduğuna dair inancıma son veriyorum”.

Gözle görünen para. Yani orada olduğunu bildiğimiz ya da olabileceğini kabul ettiğimiz, ulaşabileceğimizi varsaydığımız, ümit etmekten çekinmeyeceğimiz, ufuktan görüneceğini temenni ettiğimiz miktarda para.

Kime göre? Kendimize göre elbette. Kendi inançlarımıza, anılarımıza, filtrelerimize, önyargılarımıza, yaşanmışlıklarımıza, olmamışlıklarımıza ya da siz adına ne derseniz deyin, bizi şu andaki biz yapan her ne varsa onların bileşkesine göre.

Kendimize ait bir “Hak etmişlik Bütçemiz” var. Aylık gelirimizin az birkaç katı değerindeki bir maddeye ulaşabileceğimizi gözümüz kesiyor ya da aylık gelirimizin bir bölümünden ibaret bir taksiti ödenebilir görüyoruz. Görebildiğimiz ya da görebileceğimizi düşündüğümüz gelirlerle sınırlıyoruz hayatımızı. Ötesi “yok artık, daha neler!”

Bilmem fark ettiniz mi, kendimize yapabileceklerimiz ya da olabileceklerimiz konusunda sınırlar uydurduğumuzda zaman zaman komik durumlara düşüyoruz. Biriktirdiğimiz ancak analiz etmediğimiz bilgilerimiz doğrultusunda kendimize bir dünya oluşturduğumuzda dışımızdaki dünyada olan bitenlerle ilgili ağzımız açık kalabiliyor.

Örnek: Yaşanabilir özelliklere sahip olduğu düşünülen en yeni gezegenin keşfi Temmuz 2015’te kamuoyuna duyuruldu ve bu varlığından yeni haberdar olduğumuz gezegenin dünyaya olan uzaklığının 475 ışık yılı olduğu belirtildi. Bir ışık yılının kabaca 9,5 trilyon kilometre olduğundan yola çıkarsak bayağı bir mesafe yani. Öte yandan dünyamızın içinde bir toplu iğne başı olduğu Samanyolu galaksisinin çapının yaklaşık 100.000 ışık yılı olduğunu tahmin eden ve bu dünyadaki bilinen en akıllı varlık olan insanın kendisini bir ev, bir araba ve çok çok bir dünya seyahatiyle sınırlaması sizce de ilginç değil mi?

Niye sınırlıyoruz kendimizi peki? Ulaşamayacağımızı düşündüğümüz noktalar var, bunları hedeflerimize bile koymuyoruz. O noktalara ulaşamayacağımızı kim söylüyor peki? Biz.

Öğrenciyken katı diye öğrendiğimiz hiçbir maddenin aslında bir birine temas etmediğini, yaşadığımız evrenin aslında koca bir boşluk olduğunu bulan da aynı insan, kendisine kotrayı yakıştıramayıp hayallerini sandalla sınırlayan da aynı insan.

İki kulağımızın arasında yer alan ve dünyadaki başka hiçbir canlıda bu kadar gelişmişinin olmadığını bildiğimiz o gri maddeyi azıcık daha etkin kullansak ya. Bize bahşedilmiş bu müthiş potansiyele emanet gibi davranmayı bırakıp azıcık kurcalasak, sağını solunu yoklasak, neresine basınca ışık yanıyor, neresini çekince ses çıkıyor bir incelesek büyük ihtimal şaşırtıcı sonuçlara ulaşacağız.

Ufkumuzu genişleteceğiz.

Bitecek mi o zaman? Elbette hayır ancak üzerinde çalışacağımız malzemeye ulaşacağız.

Alp Beyce