Yazılar

Suçsuz Mutluluk

Düşünmek, tanıma ve birleştirme sürecidir. Aklımız ise doğrularımızla tek yargıcımız. Düşünmek diye tanımladığımız süreci başarabilmenin tek yolu aklımızı kullanmak…
Mutluluk geçici olmayan, içinde ceza ve suçluluk bulundurmayan , sizi mahvetmeyen ve hayatını kendi çabası ile destekleyenlerin sahip olduğudur.
Mutluluk bir seçimdir tıpkı düşünmek gibi.
Korkularınızı büyütürseniz sizi kurtaracak tek eylemden o kadar uzaklaşırsınız.

O eylem düşünmektir…

Bizi biz yapan değerlerimizden ;
‘’Özgüven’’ insanın kendisine duyduğu saygısının biçimidir.
‘’Dürüstlük’’ başkalarının hatırı için yapılan fedakarlık ve bir görev değildir.Dürüstlük ben olmayı ifade etmek ve kendin olma gerçeğini kabul etmektir.
‘’Gurur’’ en yüksek değerimizdir. Diğer değerlerimiz gibi hak edilmesi gerekir.
‘’Sevgi’’ bir gerçeğe cevaptır. Kişinin değerlerinin ifadesidir. Kişiliğinizle ve karakterinizle edinebildiğiniz nitelikleriniz için size verilen en büyük ödüldür. Sevgi, kişinin başkasının değerleri karşısında duyduğu zevkin duygusal bedelidir.
Acı çekmek bir değer değildir. Acıya karşı verilen mücadele bir değerdir.

Yaşayabilme yeteneğinizin derecesi, kendiniz olma derecenizdir. İçinizden geldiği gibi, zannettiğiniz gibi değil olduğunuz gibi…
Bir insanın kendi sevincine, neşesine ulaşma mücadelesinden vazgeçmesi ,hayatına sahip çıkma cesaretinden yoksun olduğunu gösterir.
Kendinize değer verin. Bunun anlamı; sizden hakkını talep ediyormuş ve ona borçluymuşsunuz hissini yaratanların yardım taleplerini geri çevirin.
iyi insanları, kötüler uğruna gözden çıkarmayın, harcamayın.
Hayatı yaşamanın peşinde olun.
Düşünmek de bir seçimdir ve seçimlerimiz ise alınyazımızın ta kendisi…

Sevgilerimle
Derya Akkaya

Yaşam ve Beyin

Bir süredir yazmayı planladığım bir konu. Çok basit uygulamalar ancak etkisi fazla.

Oksijen,Su, Gilkoz ; Beyin enerjisini bu üç yolla sağlar.

Beyin tüm vucudun % 2 sini kapsıyor olabilir ancak tüm enerjinin % 25 ini tüketiyor.

Beynin yakıta ihtiyacı var bu yakıtı vermezsek yaşlılık ve tüm kayıplar çok kısa sürede yaşanır. Kendini onar emrini verecek yer beyin.

Beyin, bilgiyi işleme,ondan yararlanma,ondan üretim yapmak için bir hazinedir.Hepimiz eşit öğrenme kapasitesi ile dünyaya geliyoruz.Farklılık sonradan beynimizi nasıl kullandığımızla ortaya çıkıyor. Beyinin çalışması için enerjiye gereksinim var.

Oksijen;

Beyin biyokimyasal elektrik ile çalışır. Elektrik için oksijen ve glikoza ihtiyaç var.Oksijen için doğru nefes egzersizleri uygulamalısınız.Sağlığınız için çok önemli.Doğru nefes ile alınan oksijen, beynin fonksiyonlarının çalışmasını sağlar.

Glikoz;

Karbonhidratlar,şeker formatında besinler.Kan şekeri özellikle…Düşerse beyin çalışamaz. Sık ama az yemek yemeyi ihmal etmeyin. Kan şekeri sabit ve dengede olmalı

Su;

Beynimizi korur ve rahatlatır. Beyin hücrelerine oksijeni taşır.Solunum için gerekli oksijenin nemini ayarlar. Susuzluk gergin ve sinirli olmaya sebebiyet verir.Konsantrasyonu azaltır.Su içme alışkanlığını önemseyin.

Yaşamın incelikleri hep basit bir sistem üzerine kurulu aslında.Zora sokan, harap eden insanın kendisi.

Makinenin sahibi işi biliyor ve bu hassasiyete uyum sağladıktan sonra her şey yerli yerinde çalışıyor.

Yaşadıklarımız, düşüncelerimiz ve yaptığımız seçimler doğrultusunda gerçekleşiyor.Eğer temiz bir zihne sahip isek yaşam dengeli, eğer zihnimiz karışık ve dağınıksa o zaman yaşamımız takıntı,sıkıntı,endişe ve anlamsız öfkelerle dolu oluyor.Bu yönde şekillenen hayat bize  zevk vermiyor hem kendimize hem de çevremize zararlı oluyoruz. Tıkanıklık öyle bir hal alıyor ki değişmek kurtulmak isteyen başaramıyor pes ediyor ve sistem aynı kısır döngü içinde tutuyor, kurtulmanın yollarından biri önce iyi olmayı isteyin.

Doğru Beslenin, Doğru Nefes alın Su içmeyi unutmayın.

Öğrenmek kişiliğimizi ve insanlığımızı güçlendirme fırsatıdır. Yaşam kalitemizi yükseltir.

Bilinç; kişinin kendisine, çevresine ve bir bütün olarak yaşadığı dünyaya ilişkin farkındalık durumudur. Bilinçaltından gelen mesajlarımızı doğru okumamızı sağlayacak olan kendimizle kuracağımız pozitif iletişimdir. Daha güne başladığınız ilk saatlerde olumsuz bir konuşma, gün boyunca iş yerinize, özel hayatınıza mutlaka yansır. Bunlar tesadüf değil bizatihi bizim seçimlerimiz. Nasıl başlarsa öyle gider sözünü hatırlarsınız. Eskilerin pek çok sözü bu duruma işaret eder. Bilinçaltı gücümüzü arttırdıkça, davranışlarımızın kalitesi de yükselir. Kendimiz ile barışık,daha huzurlu bir insan olabiliriz.Beynimizin çalışma ilkelerini iyi anlarsak onu daha verimli kullanabiliriz. . .

Beynimizin en temel ayrımı sağ ve sol beyin şeklindedir. Birbirlerine Corpus Callosum adı verilen bir sinir ağıyla bağlantılıdır. Bu bağlantı ile loblar, aynı girdiden farklı programlar çalıştıran iki bilgisayarmış gibi davranırlar. İkisinin uyumlu olması çok önemli.Hangi lobun daha etkin olacağı doğuştan belirleniyor yüzde otuz oranında, ancak daha sonra yaşamda edinilen deneyimler, eğitimlerle gelişebilir.

Sağ Beyin İşlevleri; Yaratıcılık, Bütünü Görme, Subjektif, Sezgisel, Hissetme, Duyma, Koklama, Tat alma, Yaparak öğrenir, Duygusal, Yüzleri hatırlar, Daha fazla risk alır, Yazılı ya da görsel talimatlara uyar, Problemleri bütüne bakarak çözer, Çizimi ve nesneleri kullamayı tercih eder, Benzerlik arar, Eş anlamlı biçimde düşünür . Sağ beyin; Yaratıcı zekayı temsil eder.Semboller kullanır, mecaza meraklıdır.Görerek,duyarak öğrenir.Sezgiseldir.Hislerini takip eder.Müziğe, vucut diline, dokunmaya duyarlıdır. Vücudun sol tarafındaki duyu organlarını ve vücut hareketlerini kontrol eder.

Sol Beyin İşlevleri; Adlandırma, Matematik, Dil becerisi, Sistemli, Analiz eder, Disiplinli, Objektif, Sınıflandırma yapar, Mantık yürütür, Duyguları kontrol eder, İşitsel ve görsel yollarla öğrenir, isimleri hatırlar, Az risk alır, Sözlü talimatlara uyar, Problemleri parçalayarak çözer, Yazmayı ve konuşmayı tercih eder, Matematiksel düşünür, Farklılıkları arar, Rasyoneldir, Planlıdır, Sol beyin; konuşma ve dil merkezidir. Analitik ve adım adım düşünür.Sebep ve sonuç ilişkisi kurar. Ayrıntılara meraklıdır. Bilgiyi ardışık işler.Sayısal işlemlerde iyidir.Vücudun sağ tarafındaki duyu organlarını ve vücut hareketlerini kontrol eder. . . Öğrenme ve düşünce sürecindeki başarı bu iki lobun dengeli bir şekilde kullanılmasını gerektirir. Bu uyumun yakalanması egzersizlerle mümkün.

Sol lob baskın ise sağ lobu geliştirmek için; 1- Zihinde canlandırmalar yap, resimleri büyült küçült renklerini değiştir. 2- Karşıtları gör 3- Olayları detaylandır 4- Jestleri anlamlandır 5- Sesinle oyna, ses tonunu şiddetini değiştir 6- Enstruman kullanmayı öğren 7- Leonardo Da Vinci ‘nin otobiyografisini oku 8- Empati yap 9- Spor yap 10-Resimli bulmacalar çöz

Sağ lob baskın ise sol lobu geliştirmek için; 1- Şiir , şarkı sözü ezberle 2- Hedef koy, odaklan 3- Eleştiri yap, sorgula 4- Mantıklı kararlar almaya öncelik ver 5- Yapabileceklerini erteleme 6- Sözel bulmaca çöz . . . Tarih boyunca eşine az rastlanan sanatçılardan Leonardo da Vinci çok yönlüdür.Bir bilim adamı olarak,Matematik, Mimarlık,Dil,Mantık,Anatomi gibi alanlarda olağanüstü ve hayal gücü, resim,renk,ahenk,müzik ve şekil kullanma kabiliyetlerinde de yine olağanüstüdür. Beynin her iki yanınını dengeli kullanan en iyi örnektir.

Sağ ve sol beyin korelasyonu için önerilen egzersizler 1- Bedensel / Beynin sağ tarafını sol, sol tarafını sağ kısma yönlendiren el/kol/bacak hareketleri 2- Okuma / okumak sağ ve sol lobu birlikte harekete geçirir.Okurken sol taraf takip eder, sağ taraf okunanı hayal eder. 3- Rutin kır / Alışkanlıkları değiştir sağ el ile yazıyorsan sol elini kullanmayı dene gibi 4- Otobiyografi egzersizi / hayat hikayeni yazarken detaylara in. Büyüdüğün ev, mahalle, okul , arkadaşlarını detaylı tarif et. 5- Yürüyüş / açık havada yürü. Beyin açık havada çok daha yüksek performansla çalışır.Yürürken kollarını adımlarının ters yönünde hareket ettir. . . . Hayat olması gerektiği gibi değil olduğu gibi, onu değiştiren bizim bakış açımız, olayları algılama biçimimiz ve açıklama stratejilerimiz ez cümle ile bizim seçimlerimiz.

Kendinize iyi bakın gücünüzü kullanın.

Sevgilerimle,

Derya Akkaya

Kelimelerin Gücü Adına

Geçmişten günümüze bazı sözcükler anlamını yitirir, gerçek anlamları ya kullanılmamasından ya da yanlış tercümelerle dejenere olur veya unutulur. Bu talihsizlik insanoğlunun en önemli silahı muhakeme etme, iyi ile kötü arasında seçim yapabilme yetisine epey ciddi darbedir bir anlamda.

Her kelimenin kendine özgü bir titreşimi vardır. Kullandığımız sözcüğün anlamının daha iyi hissedilmesi ve istediğimiz etkiyi verebilmesi için temel kavramları ile dile getirilmelidir. Ancak sıkıntı tam da bu noktada oluşuyor. Ülkemizde bazı kavramlar tam gelişmediği için evrensel dilden uzak bir dil ile konuşmaya ve anlaşmaya çalışıyoruz. Çoğunlukla anlaşamıyoruz, aynı fikirde olmayanlar kutuplaşıyor, aynı fikirde olmamak düşmanca ayrılmak olarak algılanıyor. Sistemli olarak evrensel kaideler, insanın yaşam hakkı sanki unutturulmaya çalışılıyor. Evrensel dil bunun için çok önemli, unutmamak için

Evrensel dile uyumlanmak için ister Latince ister Arapça ister Grekçe olsun kavramların özgün iletilerini taşıyan kelimelerin seçimine dikkat etmeliyiz. Unutmayalım bu sözcükler türetilirken belli ses tonları göz önünde bulundurulmuştur. Sözcüklerin hecelerinin kökleri çeşitli anlamlar içermekte ve sözcüğün gücünü vermektedir. . Evrensel dil bağlamında bir diğer önemli kavram da semboldür. Sembol de belli bir anlamı taşıyan görseldir. Bu özelliği algıda beynin sağ tarafına, bilinçaltına hatta kolektif bilinçaltına arketiplere direkt bağlantı kurar. . Platon felsefesinde ”anamesis” sözcüğü, bilgilerin sadece duyu ve akıl yolu ile değil fakat hatırlamak yolu ile geldiğini açıklar. Bu görüşe göre evrensel bilgi bir şekilde şuurun derinliklerinde vardır. Modern okültizm, evrensel bilginin akaşık kayıtlar olarak adlandırılan toplu bellek kaydında bulunduğunu açıklar.Kilit sözcükler bu ortak bellekten yararlanmak için vasıtalardır. Hatırlamamız için.

Evrensel dil ve semboller için kendi okumalarınızı paylaşın, düşüncelerinizi dile getirin ve farklı bakış açıları ile tekrar tekrar düşünün. Başlarda kafa karışıklığı yaşanması doğaldır çünkü ezber bozacaksınız ve direnç gelecektir. Bu aşamada devam etmek ve vazgeçmemek önemli.  Hayatımızın bir anlamı var ve hiçbir şey boşuna değil, ” Sorgulanmamış bir hayat,yaşanmaya değer değildir ” der Socrates … artık kendinizi özgür bırakmanın vaktidir.

Gerçekten niye burada olduğunuzu hatırlayın.

Sevgilerimle,

Derya Akkaya 

Korku ve Cesaret

Bazılarımız, her şeyin zor olduğuna o kadar inanırız ki basit bir yolu olduğunu hayal bile edemeyiz. Bir türlü gelmeyen şansı bekleriz. Doğum ile ölüm arasında geçen zamanın değerini bilir ama yapmak istediklerimizi erteleriz. Yeni aldıklarımızı kullanmaz, şu gün için der, dolapta saklarız. Sevdiğimizi söylemekten çekinir karşımızdan bekleriz. Ya reddederse diye yakınlaşamayız Başımıza iyi bir şey geldiğinde bir daha olmaz kesin der, o anın sevincini yine eksik yaşarız. Farklı olursak kabul edilmeyiz korkusu ile fikirlerimizi açıklayamayız. Birisi hayalin nedir diye sorduğunda, hayalimizi söylemeye çekinir, dalga geçecek der içimizden bile söyleyemeyiz. Biz bunları kendimize niye yapıyoruz?

Çünkü korkuyoruz.

Gölgede ya da karanlıkta bir yerde bizi beklediğini biliyor, içimiz titrediğinde olduğumuz yere adeta mıhlanıyoruz.Kendimizi hapsettiğimiz ve güvenli alan dediğimiz yerden ömrümüz boyunca çıkmamaya razıyız, yeter ki bizi yakalamasın.Zaten dışarıda başka bir yer yok, bize verilen örnekleri bunlar Polyanna masalı der, dışarı çıkmak bir kenara dışarı bakmayız bile…

Ya Polyanna masalı demeyenler ne yapıyor?
Garanti diye bir şey olmadığını biliyorlar.
Korkuyu yok etmeye çalışmak yerine, onu kullanıyorlar
Yaşamı bekleyerek değil, yaşayarak anlayabileceklerini biliyorlar
Korkunun bir yere gitmediğini biliyorlar
Daha azına razı olmuyorlar, haklarını istiyorlar
‘’Hayır’’ demekten çekinmiyorlar
‘’Evet’’ demekten utanmıyorlar

Korkularınızla baş etmek istemez misiniz? İşte size koçluk sorularım;

  • Yaşamınızda nelere katlanıyorsunuz?
  • Onlara direndiğinizde enerjinizi boşa harcadığınız alanlar neler?
  • Sorunlarınızın veya sorun yaşadığınız insanların ortak noktaları neler?
  • İstediğiniz yaşam için oluşmasını beklediğiniz koşullar neler?

Cesaret korkunun olmaması demek değildir. Korkuya rağmen ilerlemektir.Korkunun varlığı, risk alırken akıllı davranılmasını sağlar.Korku bir an durup düşünmeyi sağlar, tehlikeyi güvenli aşmak için bir alarm vazifesi görür.
Seneca’nın sözü gibi’’ Cüret edemememizin nedeni işlerin zorluğu değil, biz cüret edemediğimiz için zor’

Kendinize inanın.
Derya Akkaya

Hiçbir Şey Yapmamak İle Baş Etmek

Kendi kendimize kaldığımız anlarda hangi tür düşüncelerin eğilimindeyiz farkında olmakta fayda var. Eğer aşağıda sıraladığım başlıklar sıklıkla zihninizde beliriyorsa, bir şeyler yapmak üzereyken alıkonuyorsunuz demektir.

  • Aşırı genelleme : Bir olumsuzluğu , hep tekrar edecek bir anlamda sürekli bir başarısızlık gibi görme eğilimi
  • Ya hep ya da hiç : Mükemmele yakını dahi başarısızlık olarak görme eğilimi
  • Güya gerçekçi olmak adına olumsuzu ifade etme: Hislerinizi referans alarak olumsuzu destekleme eğilimi
  • Başkalarının yerine düşünme: Kesin kanıtlar olmamasına rağmen, diğerlerinin sizin hakkınızda ki düşüncelerini önceden bilme eğilimi
  • Meli-malı cümleler : Kendini yeterli görmeme ve meli cümlelerle kendini motive edeceğini sanma eğilimi
  • Etiketleme : Hatanızı tarif etmek yerine kendinizi suçlu,başarısız,yetersiz tanımlama eğilimi

* Hep kişisel alma: Olayda payınızın çok küçük veya hiç olmaması halinde bile, olumsuz olayın baş sorumlusu olarak kendinizi görme eğilimi

Bu tip eğilimlerin etkisinde, bir süre sonra -kendiniz için- hiçbir şey yapamayan biri olarak başkalarının size uygun gördüğü hayatı yaşarsınız. Bu durumla baş etmek için başlamanız gereken yer, kendinizi ifade etme tarzınız. Sizi aşağı çeken ifadelerden onaylayan ifadelere geçin.

‘’ama’’ kelimesini lügatınızdan çıkarın.

Sevgilerimle,

Derya Akkaya

Gelenek ve Yenilik

Ortaçağda iyi bir usta, bir iş yerinden diğerine tavsiye edilir ve o ustanın milliyeti sorulmaz hatta akla bile gelmezmiş. Sanatçılar, genellikle dayanışma içinde çalışırlarmış. Bugünün sendikasına benzeyen loncalar, bir şekilde hakları gözetmek ve sanatın da ustalığını teşvik etmek amacı güdermiş. XV.yüzyılda muhteşem okullar açılmış ki günümüzde bile böylesi eksiksiz yetiştirme ve eğitim dönemi geçirmiş olmayı dileyen, resme gönül vermiş kişiler vardır.Okullarda öğrencilerin geleneksel tarza yenilikçi yaklaşım için deneysel çalışmalarına izin verilirmiş.Ancak, dönemin zenginlerinin yine de geleneksel siparişlerine yeni yöntemlerle yaratılan eserler çatışmalara sebep olurmuş.

İhtiyaçlar ve alışkanlıklar peki nasıl değişti?

XV.yüzyılın ikinci yarısında Floransalı Sandro Botticelli’nin en ünlü tablolarından bir tanesi Hıristiyan efsanesini değil, klasik bir mitoloji öyküsünü ”Venüs’ün doğuşunu” betimler. Halk tarafından mitoloji öyküleri sevilmekteydi, derin ve gizemli anlamlar ilgi çekiciydi.Kent dışındaki villasına sipariş veren zengin bir sanat koruyucusu Medici ailesi, eserin sahibi olur.Venüs’ün doğuşunun öyküsü,  tanrısal güzellik bildirisini yeryüzüne getiren gizemin sembolüdür.Venüs, gül yağmuru ortasında rüzgar tanrıları tarafından kıyıya uçurulan deniz kabuğu üzerinde denizden çıkar.Karaya ayak basmak üzereyken, Hora’lar erguvan kırmızısı pelerinle onu karşılar.Botticelli dehası burada ortaya çıkar ; yumuşak çizgi,keskin doğrular yerine algıya bırakmak, resme dikkatli bakıldığında Venüs’ün boynunun anormal uzunluğu, sol kolunun dolanışı, güzelliğinin arkasında kalmaktadır. Mükemmel uyum .

Eser sahibi Medici ailesi bir kıtaya adı verilecek bir Floransalının da patronudur Amerigo Vespucci. Böylece , bazı tarihçilerin ortaçağın resmi sınırı olarak kabul ettikleri döneme varmış oluruz.Gelenekselden yeni sanata geçiş dönemi başlamıştır.

Eskiye bağlılık, karşı fikirlere direnç, alışkanlıkları bırakmakta isteksizlik…vb. düşünsel blokajlar yenilikçi bireyin önce niyeti sonra isteği beraberinde kararlılığı ile değişir, ve saygı ile kabul edilir. Yaşamın güzelliklerine ve hazlarını çoğaltmaya yönelik her işlev içinde çok güçlü bir duygu barındırır. İnanmak.

Yaşamanızdaki öznelere dikkat edin.

Sevgilerimle,

Derya Akkaya