Yazılar

Avrupa’da bir yapay zeka enstitüsü…

Avrupa’nın ortasında bir köy, yapay mı yapay ama zeki mi zeki, bir köy enstitüsü değil, ama Avrupa’nın köylerinden birinde kurulmuş bir enstitü: İnsan Merkezli Yapay Zeka Enstitüsü…

Malum, yapay zekalar ve yapay zekalı robotlar, yapay zeka teknolojileri yavaş yavaş ama büyük bir hızla hayatımıza girmeye başladılar. Hemen her alanda, bankacılıktan market alışverişine kadar her yerdeler… Tabii, konumuz Müşteri Deneyimi olunca, bizim de aklımıza yapay zekalar hizmet sağlayıcısı olunca müşteri deneyimi nasıl olacak sorusu geliyor.

Bu sorunun yanıtını ararken, enstitünün yaptığı açıklama dikkatimizi çekti: “Hedefimiz akademiden, devletten ve endüstriden yapay zeka düşünürleri, öğrencileri, araştırmacıları, geliştiricileri ve kullanıcıları için küresel, disiplinler arası bir merkez olmak. Ayrıca yapay zekayı anlamak, etkilerini ve potansiyelini olumlu şekilde kullanmak isteyen liderler ve kanun koyuculara da hizmet vermek istiyoruz.”

Zaten enstitütün varoluş amacı da buymuş. Sorduğumuz soruya yanıt aramak… kısaca enstitü, yapay zekanın insanlara etkilerini inceleyecek…

Yapay zekanın hızla gelişmesi ve birçok alanda insanlardan daha üstün sonuçlar elde ederek çalışmaya başlaması, toplumda hem iş kaygısı hem de kontrolün yitirildiğine yönelik endişeler oluşmasına da sebep oldu. Savunma sanayisinde kullanılmaya başlanan yapay zekalı silahlar ise bilim kurgu filmlerinden alışkın olduğumuz “dünyayı ele geçiren bilinçli robotlar” düşüncesinin gerçek bir tehdit olarak algılanmasına yol açtı. İnsan Merkezli Yapay Zeka Enstitüsü bu yöndeki endişeleri ve sorunları ortadan kaldıracak çalışmalar yürütecek. Bir yandan yapay zeka teknolojileri geliştirirken diğer yandan kamuoyunda oluşan bu endişelerin giderilmesi ve yeni teknolojilerin düzenlenmesi için çalışmalar yürütecek.

Bu da zorunlu olarak, hizmet sektörüne yansıyacak… İnsanı merkeze alan teknolojiler çoğaldıkça, yapay zekalar bu yönde kendilerini geliştirdikçe Müşteri Deneyimi belki bir cennete dönüşecek, ütopyalar gerçek olacak.

Peki, enstitü bünyesinde başka neler olacak?

Bilgisayar bilimi, tıp, hukuk, işletme, ekonomi, çevre bilimi, dilbilim, siyaset bilimi ve felsefe gibi birçok farklı alandan toplam 78 akademisyen görev alacak. Enstitü bünyesinde verilecek derslerden bazıları da şunlar: Algoritmaların Siyaseti, Teorik Sinir Bilimi, Yapay Zeka Destekli Sağlık Hizmetleri ve Yapay Zekanın Düzenlenmesi.

Kim bilir Köy Enstitüleri kapanmasaydı eğer, belki de böyle bir enstitü bizim köylerden birinde kurulmuş olacaktı.

Yazan: Kaan Demirdöven

WOW FACTOR NEDİR?

Müşteri Deneyimi Yönetiminde “Şaşırtıcılık Etkisi” olarak tanımlanıyor… Ne demek, dilerseniz biraz açalım.. Müşterilerinizi sizden alacağı hizmet beklentisinin ötesinde bir servisle, daha çok hayatını kolaylaştırmak adına yapılan hizmetin müşteride yarattığı duygusal etki: WOW!

Müşteri hizmetlerinde beklentilerin de ötesinde uygulamalarıyla ünlü bir oteller zincirinin eğitim programları farklı sektörlerden pek çok şirket tarafından örnek alınmaktadır. Müşteri Deneyimi Yönetimi uygulayan otellerden birinde birkaç gün tatil yapan bir ailenin yaşadığı müşteri deneyimi şu şekilde gerçekleşmiştir:

“Karım ve çocuğumla tatil için otelde 2 gün geçirdik. Döndükten sonra, oğlumuzun en sevdiği oyuncağı minik ayısı Barnie’nin kayıp olduğunu fark ettik. Derken bizi otelden aradılar. Oyuncak ayının otelde ekstra bir tatil yaptığını söylediler. Oğlum o gece huzurla uyudu. Çünkü otel görevlisi, hikayeyi desteklemek için Barnie’nin havuzun kenarında çekilmiş bir fotoğrafını gönderdi. Birkaç gün sonra eve paket geldi. İçinde otelin markasına özel hediyelerle birlikte, oğlumun minik oyuncak ayısı da vardı. Pakette ayrıca, onun otelde uzun süreli konaklamasını titizlikle belgeleyen bir dosya…

Birlikte wow dedirtecek nice hikayelere: www.adspartners.com

Farkı Yaratan Bir Numaralı Sebep

Ads Partners olarak Müşteri Deneyimi Mimarisi konusunda verdiğimiz çalışan ve müşteri deneyimi danışmanlık hizmetlerimizin en önemli kavramlarından biri de fark… Fakat bu fark yaratmak meselesi öyle basit veya hafife alınır bir konu değil.

Eğer Chris Anderson’un Long Tail’ini okuduysanız bu sizin için yeni bir haber sayılmaz. Ama şu anda hikayenin uzununa girme niyetim yok. Tek istediğim kısa yoldan size sonucu göstermek. Kısa, büyük ve karlı olan sonucu. Listenin tepesinde olanın pazardaki iştah kabartan payı:

“İnsanların çok fazla vakti yok ve çok fazla risk almak da istemiyorlar. Eğer ölümcül bir kanser teşhisi konduysa, bir sürü doktora gidip etrafta oyalanamazsınız. Dosdoğru “en tepedeki adama”, dünyanın en iyisi sıralamasındakilerden birine gidersiniz. Neden sadece tek bir fırsatınız varsa bunu orada burada israf edesiniz ki?

Yeni bir şehre gittiğinizde, tipik bir restorana gitmek isteyenlerden misiniz yoksa bir otel çalışanına en iyi yerin neresi olduğunu soranlardan mı?

Ekibinize yeni bir eleman alacağınız zaman, ilgili bölümden size ortalama özgeçmişleri mi sunmasını istersiniz yoksa hepsi değil de sadece en kalifiye adamlarınkini mi?

Kısıtlı zaman ve fırsatla, kasıtlı olarak seçeneklerimizi en tepedekileri içine alacak şekilde daraltırız.

En iyi seçenekleri arayan tek siz değilsiniz. Herkes arıyor. Sonuç olarak birincinin kazanacağı ödül de muazzam oluyor. Bu doğrusal bir ölçek değil. Bu biraz daha fazlasını vererek biraz daha fazlasını kazanma meselesi değil. Bu bir eğri ve oldukça dik bir eğri…”

***

“… kafamdaki büyük doktor tanımıma uyan birisini istiyorum demektir. Bunun yanısıra, benim yaşadığım şehirde ve randevu verebilecek bir doktor olmalı. Yani dünya oldukça esnek bir kelimedir.

Kitlesel pazar artık ölüyor. Artık sadece tek bir en iyi şarkı ya da tek bir en iyi kahve markası yok. Artık milyonlarca mikro-pazar var, ama hala her bir mikro-pazarın bir en iyisi mevcut. Eğer sizin mikro-pazarınız “Tulsa’daki açık Pazar yeri ise” o halde işte sizin dünyanız orası demektir. Ve bu dünyada en iyisi olmak, olunması gereken yerdir.

En iyisi de subjektiftir. Buna siz değil (tüketici olarak) ben karar vermeliyim. Dünya bencildir. Kendime göre tanımlarım, size göre değil. Tanımladığım dünya, benim kanaatime ve tercihlerime dayanıyor. Benim dünyamda en iyisi olun ve hemen, kolaylıkla beni kazanın.

Dünya giderek daha da genişliyor, çünkü şimdi artık bir şey (ya da birini) bulmak istediğimde her yere bakabiliyorum. Bu şoke edici bir çeşitlilik olduğu anlamına geliyor ve de kendi dünyamı, kendi beğenime göre tasvir edebileceğim ve tercihlerimi bu gezegen üzerinde herhangi bir yerde bulabileceğim anlamına geliyor.

Ama aynı zamanda, dünya giderek küçülüyor da, çünkü kategoriler giderek daha çok uzmanlık alanına bölünüyor. Şimdi bir gecede teslimat gerçekleştiren en iyi, glütensiz soğanlı pide üreticisini bulabilirim. Hemen şu anda, kendi sektörüm için en iyi risk-yönetim yazılımını online bulabilirim. Bilgisayarımın faresine altı tıklamayla, Kuzey Amerika’nın en iyi kayak merkezini bulabilirim.”

O halde, fark yaratmalıyım ve farkındalığınız uyanmadan fark yaratamazsınız.

  • En son okuduğum Seth Godin’in DİP isimli kitabından alıntıdır.

www.adspartners.com

www.instagram.com/adspartners

Meriç Koraltürk