Yazılar

Pazartesi (Sendromu) Neşesi

Pazartesileri genellikle sevmiyoruz. Benim için fark etmiyor çünkü çoğu zaman Cumartesi ve Pazar günleri eğitim verdiğim için Pazartesi günleri bana yeni, uzun ve bitmeyecekmiş gibi görünen bir haftanın başı gibi gelmiyor.

Halbuki Pazartesi hep aynı Pazartesi.

Her hafta aynı gün aynı sendromu yaşamamak adına Cumartesi-Pazar çalışsak da haftanın birinci günü bir kendine gelse mi? Böylece biz de kendine yakıştırılan anlamdan habersizce her 7 günde bir gelen bir güne boşuna gıcık olmasak?

Ooo-yooooo! O kadar da değil!

Yani o zaman Pazartesi sendromuyla kalsın, gelen olasılık gideni aratmasın di mi?

Di.

Algı çok enteresan bir kavram. Filtrelerimizden, öğrendiklerimizden, öğretilenlerden, velhasıl an itibariyle topladığımız tüm verilerden oluşan bir gerçeklik. Ve fakat işin sinir bozucu yanı bu gerçekliğin tümüyle bize ait olması. O anda bizim dışımızda yaşanan hayatla bizim kendi oluşturduğumuz gerçekliğin uyuşmama ihtimali en büyük sorun.

Yani, bizim dışımızda olagelen gerçek ne olursa olsun biz onun kendimize göre bir versiyonunu algılıyoruz. Aynı gerçekliği yaşayan iki kişi bu gerçekliğin kendilerine göre versiyonlarını oluşturuyor ve o versiyonların gerçek olduğuna inanıyorlar, onların gerçekliği algıladıkları neyse o oluyor.

Sizce de ilginç değil mi? Olan başka, bu olanı benim algılayışım başka, yanımdaki arkadaşımın algılayışı başka. Ben Cumartesi-Pazar çalışıp Pazartesi günlerinde bir sendrom algılamıyorum, hafta sonunu olması gerektiği gibi yaşayan bir başkası Pazartesi geldi diye karalar bağlıyor.

Halbuki Pazartesi hep aynı Pazartesi.

Buraya kadar mutabıksak bunun bizi nasıl etkilediğine bir bakalım: Hafta sonunu olması gerektiği gibi yaşayan birisi için gerginlik Pazar akşamüstü başlıyor. “Öff”lerle “pöff”lerle, “bu hafta sonu da ne çabuk geçtil”erle hafta sonunun son saatleri itinayla zehir ediliyor, “yarın sabah işin yoksa yine trafikle cebelleş dur”larla, “sabahın körüne de toplantı mı konur”larla aslında tatil olan bir günün son saatleri henüz gelmemiş bir güne ağıtlar yakılarak geçiyor.

Bu şartlar altında Pazartesi’lerden bir hayır ummamakta fayda var. Var da, ummadığımız fayda aslında bizim faydamız. Henüz gelmeden canımızı sıksın diye uğraştığımız gün bizim hayatımızın bir günü. Bir yay gibi gerilen vücut bizim vücudumuz. Sinir içinde karşıladığımız haftayı bizzat biz yaşayacağız.

Çalışma hayatımızın geri kalanında istisnasız her hafta Pazartesi ile başlayacak, bu değişmez bir gerçek. Seçeneklerimiz arasında her hafta bıkmadan usanmadan Pazartesi günlerini dünyanın sonundan bir kupleymiş gibi yaşamak ya da değişmez gerçeği kabullenip keyif almaya çalışmak var.

İş bizim değişmez gerçeği nasıl algıladığımıza gelip dayanıyor. Hafta başına istediğimiz anlamı yüklemek elimizde, kendi hayatımızın bir gününü her yedi günde bir zehir mi edeceğiz yoksa algımızı değiştirip bu güne sıradan bir gün gibi mi yaklaşacağız, seçim bizim.

Pazartesi günleri sendrom yaşamaktan sıkıldınız mı?

Algınızın ayarlarıyla oynayın, bakarsınız görüntü kalitesi yükselir.

Alp Beyce