Yazılar

Aile Anayasası Nedir ve Nasıl Hazırlanır?

Danışmanlarımızdan Özgür Baykut 04 Kasım 2016 tarihinde Business Channel – Markalar Konuşuyor programına konuk oldu.

Programda; Kobiler, Aile Şirketleri, Aile Konseyi ve Aile Anayasası konuları keyifli bir sohbetle izleyicilerle paylaşıldı.

İyi Seyirler

KOBİ’ler İçin Tariflerimiz

KOBİ’ler ve KOBİ’lerin büyük çoğunluğunu oluşturan Aile Şirketleri sürdürülebilir kalkınma için ilgiyi, yakın ilgiyi hak ediyorlar. Bizler ADSPartners olarak aynı sizler gibi KOBİ’yiz. Her birimiz ayrı şirketler kurduk, farklı şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptık, kurumsallaşmış büyük şirketlerde de yer aldık, büyüme sürecindeki Aile Şirketlerinde de. Ve tüm bu deneyim ve birikimimizi sizlere destek olabilmek için KİT (Kobiler İçin Tarifler) adı altında topladık.

Bizler kitap bilgisinin yanına vida sıkmayı ekleyerek, teori ile pratiğin sentezini oluşturduk. Farkındayız ki tüm Aile Şirketleri farklı Aile yapısına, farklı yoğurt yeme alışkanlığına sahipler o nedenle birbirinin kopyası tıpkı basımlar yerine tam da üzerinize oturacak stilinize uygun dikim yapıyoruz. İçinizde kendinizi yabancı hissetmeyeceğiniz, gururla taşıyabileceğiniz giysiler.

KOBİ’ler İçin Tariflerimizi buradan inceleyebilirsiniz.

Babalar Kurar, Çocuklar Yer, Torunlar Batırır

Yaşayan şirketler sunumlarımda olmazsa olmaz slaytlarımdan birisi. Yeryüzündeki ortalama şirket yaşlarını bir araştırırsanız doğruluğunu göreceksiniz. İşin ilginci İspanya’da Brezilya’da ve daha bir çok ülkede batırmak yerine farklı kelimeler kullanılarak aynı cümle söyleniyor. Kuşak çatışmasının en yoğun yaşandığı ve en hazin sonuçlar doğurduğu yerler şirketler. İnsan ömrünün 80’li yaşlara dayandığı günümüzde şirketlerin 20’li yaşlarında ölüyor olmaları da insanoğlunun bence en büyük ayıplarından. Peki birey olarak uzun yıllar yaşayabilmeyi başaran bizler şirketlerimizi neden yaşatamıyoruz.

Neden öldürüyoruz?

Peşinde CSI olan toplumsal mesaj içerikli onlarca polisiye dizi yapılırken en azından biraz CSI ilgisini de şirketler hak ediyor. Onlarca kamu spotu zırt pırt ekranda beliriyor. Ülkemizin, hatta dünyanın motoru olan şirketlerin hayatlarını uzatmaya yönelik tek bir kamu spotu yok. KOBİ’ler dünya ekonomisinin %90’ından fazlasını temsil ediyor. KOBİ’lerin neredeyse tamamı Aile Şirketleri. Ve tüm bu şirketler kendi hallerine bırakılıyor ve el yordamıyla hayatta kalmaya çalışıyorlar. Onca emekle, bazen alın teri ile bazen gözyaşı ile nemlenen hayatlar biranda sonlanıyor.

Neden?

Ailenizi nasıl anlatırsınız? Babanızın yanında bacak bacak üstüne atar mısınız? Nasıl hitap edersiniz? Arkadaş mısınız? Daha onlarca soru geliyor aklıma, tüm bu soruların yanıtları da aileden aileye değişiyor. Aileler yaşayan organizmalar farklı dinamikleri farklı yoğurt yeme alışkanlıkları var. Kiminde her akşam saat yedide tüm aile bir masa etrafında toplanmalıdır. Kiminde çocuklar bana bulaşmasın da ne yaparlarsa yapsınlar hali hakim. Alışkanlıklar ne olursa olsun, temelde bir gerçek var o da hepimiz bir birimizden farklıyız. Neden aileler aynı olsun? Aile şirketleri nasıl aynı olabilir? Farklı koşullarda farklı zamanlarda farklı ihtiyaçlar sonrası doğmuş her biri farklı bu yapıların aynı olmasını nasıl bekleriz?

Bu kadar kolay bir saptama varken ve hepimiz bunun bilincindeyken, neden temeli anlamadan, denizden kum çekip inşaat yapar gibi onlarca havalı proje yürütüp debeleniyoruz. Projeler başarısız olunca da bahaneler kutusundan tavşana niyet çektirir gibi sıralıyoruz manileri;

Profesyoneller bizim kadar işe sarılmıyor,

Denedik olmadı,

Bak yeni bir proje daha yumurtladılar sakin olun yakında geçer,

Yine mi misyon vizyon?,

Bunlar bizim şirkette işe yaramaz,

He he de geç…

Her şey ailede başlıyor ailede bitiyor. Aileler şirketlerini kurduklarında el birliğiyle çalışıyorlar. Beraber omuzluyorlar yükü. Yapı büyümeğe başladığında yüke el verecek insanlara ihtiyaç artıyor. Nüfus genişliyor. Ama yükü omuzlayan diğer eller ne yükün ne olduğunu biliyor ne de hangi aileye üye olduklarını. Duygu yoğun yaşanıyor mantık yoğun yaşanması gerekirken. Büyümek güzel. Çok güzel. Ama ya sağlık. Her şeyin başı değil mi, sağlık? O zaman neden şirketlerimizi sağlıklı büyütmek için zaman ayırmıyoruz. Neden geleceğimizi koruma altına almaya çalışmıyoruz?

Neden?

Adil, paylaşımcı ve katılımcı ilkeler bizi apaydınlık bir geleceğe taşıyabilir. Bu ilkeler ailelerimizin yapı taşı olan değerlerimiz. Ve bu değerler şirketimizin içine nüfus etmesi gereken temel taşları. Rakamlar sadece rakamlar hedef olursa, o hedefe ulaşmak için de her yol denenir. Etik olsun olmasın, değerlerimizle paralel olsun olmasın. Bizi biz yapan ilkelerden uzaklaştıkça son yaklaşır. Değerler silikleştikçe iç çekişmeler, aç gözlülük, koltuğa sıkı sıkı yapışma, bilgi saklama, başkalarının hatalarından mutlu olma ve daha bir sürü alışkanlık gelişir. Amaç önce kendimizin, sonra ailemizin, çalışanlarımızın, ülkemizin ve dünyamızın geleceğini aydınlık kılmaksa eğer ailemizle başlayalım çalışmaya. Değerlerimizi belirleyelim, aile üyelerinin şirket ile ilişkilerini düzenleyelim, şirket aile için değil aile şirket için çalışsın, emek harcasın. İyi tanımlanmış bir temelin üzerine ekleyelim kurumsallaşmayı, profesyonelleşmeyi, insan kaynakları yönetimini, tedarik zincirlerini, bilgi teknolojileri çözümlerini.

Şirketler ölmesin!

Özgür Baykut

99 Oktan İletişim

Trenler çıktı sahneye önce buharlılardı lokomotifte kürekçiler yol boyu kömür basıyorlardı doymak bilmez kazanına. O yol aldıkça demir ağlar yayıldı dünyaya. Otomobiller coştu sonra kaç oktanla başladık bilmiyorum, ama bol kokulu konsantre çamaşır deterjanları gibi bol oktanlı katkılı yeşil benzinler çıktı pazara.

İlişkiler tüm bunlardan onlarca yıl önce girdi Dünya’nın dağarcığına. Bir elma. Bir ısırık. İşte tüm bu karmakarışık ilişkiler manzumesinin sorumlusu. Sadece tek bir elmanın bütün yönetim kitaplarından kişisel, örgütsel vs. vs. gelişim kitaplarına konu olan ilişkilerin sorumlusu olması yüzde bir gülümseme sebebi en azı.

İletişim ilişkinin yakıtı. Keşke bir pompada iletişim için olsaydı. Baktık ilişki karmaşıklaşıyor yanaşıp en kalitelisinden iletişimle doldursaydık depomuzu. Elde laktozsuz yağsız sütle renklenmiş kahveleriyle iletişim pompası önünde uzayıp giden insan kuyrukları. Onlarca selfie. #iletişimkuyruğu eklentili paylaşımlar.

Hastalanınca stres, itişince iletişimsizlik. Kesin ve doğru teşhisler. Yaşayan şirket sunumlarında kurumsallaşma çalıştaylarında en sık kullandığımız kelime iletişim. Düşünsenize iki kişilik bir çatı altında bile onlarca kere ifade etmeye çalıştığımızla algılanan farklı olunca çıkan tartışmaları. Bunu 10’la 100’le 1.000’le çarpın ve ortalama bir şirketin günlük devinimi içinde yaşanan çatışmaları hesap edin. Hal böyle olunca iletişim doğru olursa şirketlerin performansı da katlanarak artıyor. Özellikle içinde yer aldığımız coğrafyada düşüncelerimizi direk olarak ifade etmek yerine etrafında dolanma daha kısa değimiyle ima etme yolunu seçiyoruz. Ya tam paylaşmıyoruz. Ya elçi kullanıyoruz. Durum böyle olunca iletişemediğimiz karşı taraf kendi yargılarına göre bir çıkarımda bulunuyor ve çoğu zaman bizim iletmek istediğimiz ile çıktı arasında dağlar kadar fark oluyor. Ve sonuç: ilişki iyice karışıyor.

Patronlar yöneticiler çalışanlarını suçluyor çıkan sonuçlar yüzünden. Çalışanlarsa ne istedilerse yaptık yaranamadık söyleminde takılı kalıyor. Yönetimde alınan kararların vahiy yoluyla çalışanlara ulaşması bekleniyor. Ancak, çalışanların böyle bir ruhani kimliği olmadığı için ulaşan bir şey olmuyor.

Çözüm aslında hiç zor değil. Spor yapmak, öğün atlamamak, düzenli uyumak, güneşle haşir neşir olmak kadar basit. İletmek istediklerinizi açık seçik söylemek çözüm. Açık seçikten kasıt karşınızdakinin iletişim tarzına uyum sağlayarak açık seçik söylemek. Kimine çok detay anlatmak lazım kimisine kısa ve özet. Aile şirketlerini ele alalım. Ailenin şirket yönetiminde olmayan üyeleri sürekli merak içerisinde ne olup bittiğine dair. Elde büyüteç sürekli kanıt iz peşindeler. Aileden şirket yönetiminde olanlarsa operasyona boğulmuş halde bırakın aile üyelerine bir şeyler anlatmayı yıllardır doğru dürüst tatil yapmamışlar.

Piramit hep ters memlekette. En üstte olan yöneticilerin vizyon ve strateji belirleyip geleceğe bakmaları gerekirken kendilerini A4 kağıt giderini azaltmaya uğraşırken buluyorlar. Bir süre sonra ölçek kayboluyor milyonlarca dolarlık yatırımla üç paket tuvalet kağıdı aynı önem derecesine iniyor. Hatta milyonlarca dolarlık yatırımla ilgilenecek ne zaman ne güç kalıyor bir süre sonra. Bir deniz feneri düşünün baş aşağı duruyor. Denizi gökleri ufku aydınlatması gerekirken ayak ucuna zar zor ışık tutuyor. Böyle olunca uzun soluklu stratejilerin yerini anlık taktikler gündelik işler alıyor. Oysa hedefler, amaç açık olarak paylaşılıp çalışanların katılımı sağlansa. Yetki dağıtılsa ve fener tekrar başı dik şekilde ufku aydınlatsa daha güzel olmaz mı?

Çözüm: iletişim.

Konuşun, paylaşın, sorgulayın tekrar konuşun.

Özgür Baykut