Kurum Kültürü

İyi Bir Müşteri Deneyimi Yaratmak İstiyorsanız Önce Kurum Kültürünüze Yakından Bakmanız Faydalı Olabilir…

Her kurumun bir kültürü var ve emin olun bu kültür kurumun temas noktalarından girildiği anda hissediliyor. Gelin kültürün durumunu birkaç soru ile gözden geçirelim;

  • Kurumunuzda hedeflenen kültür, gerçekten yaşanan kültür ile aynı mı?
  • Yaşanan kültür hedef ve stratejilerinizle uyumlu mu?
  • Sizinle temasları sonucu müşteride oluşturmayı hedeflediğiniz duygular kurum kültürünüz ile paralellik gösteriyor mu?
  • Kültürünüz hedeflediğiniz deneyimi ne kadar destekliyor?
  • Marka arketipinin müşteride yarattığı algı, kurum kültürü ve müşteri deneyimi hedefi ile örtüşüyor mu ?
  • Kurum kültürü çalışanlarınıza doğru şekilde yayılmış ve benimsenmiş durumda mı?

Bu soruların cevabı net ve karşılıkları olumlu ise sağlam bir kurum kültürünüz var diyebiliriz, buradan hareketle iyi bir müşteri deneyimi kurgusu için doğru yoldasınız.

Bir ya da birkaç soru ile ilgili tereddüt veya olumsuz sonuç varsa iyi bir deneyim vaadi ile müşterinin karşısına çıkmadan önce kurum kültürü konusunda bazı aksiyonlar almak faydalı olabilir.

Malum, misafiri iyi ağırlamak için öncelikle evi şöyle bir toparlamak gerekir…

Meriç KORALTÜRK

 

Daha Ne İstiyor Bu Çalışanlar?

Bir süredir kurumlarda gündemi meşgul eden konulardan biri işte bu soru. Soru bu şekilde sorulunca cevabın önemli bir kısmını da aslında ilk kelimenin içinde barındırıyor.

Güzel binalar, kalori hesaplı yemek imkanları, her tür teknik donanım, uzak – yakın alt yapı erişimi, pozisyona göre çalışma alanına ulaşım alternatifleri yani fiziksel koşullar tamam. Bunun yanında yalın organizasyonlarımız, piyasaya uygun unvanlarımız, maaş bantlarımız, kapısı açık yöneticilerimiz, esnek çalışma koşullarımız da mevcut. Çalışanları eğitiyoruz, geliştiriyoruz, kariyer imkanları sağlıyoruz. Hatta iş kadar sosyalleşmeyi de düşünerek dönemsel organizasyonlar, halı saha maçları, yarışmalar ile eğlenceyi de önemsiyoruz. Yani “yeni düzen standart iş hayatı” koşullarının çoğunu da karşılar durumdayız.

Buna rağmen yapılan pek çok araştırmada çalışanlar halen neden mutsuz?

Çalıştığınız kurum hakkında ne hissediyorsunuz sorusuna neden hızlıca / hevesle olumlu duygular ifade ederek cevap veremiyorlar?

Düzenlenen organizasyonlara neden kimse istekle katılmak istemiyor?

Çalıştıkları kurumu başkalarına tavsiye etme eğilimi neden beklenenden düşük?

İşte bu noktada kurum yöneticileri ve IK uzmanları anne – babaların ‘bu çocuğa ne yaptıysam olmadı’ bakış açısına kayarak, daha ne istiyorlar bilmiyoruz ki diye pes ediyorlar. Çoğunlukla da duygusal tepkiler ortaya çıkabiliyor. Aslında duygu bağlantısını elde ettikleri sonuçlar ile değil, çalışanlarla kurmuş olsalar büyük ihtimalle istenmeyen bu sonuçlar ortaya çıkmayacak.

Hiç unutmamamız gereken bir şey olduğunu düşünüyorum, kurumsal sistemler ne kadar iyi olursa olsun her bir çalışan için gününün büyük bölümünü geçirdiği kendi bölümü / şubesi / mağazası / çalışma alanı ‘yöneticisi ve ekip arkadaşlarından’ oluşan ayrı bir ekosistem. Ve bu eko sistemde nasıl bir iklim yaratıldığına kurumsal sistemlerden çok “yönetici” etki ediyor.

Bu küçük nottan sonra insan denen karmaşık organizmanın temel birkaç ihtiyacını hatırlamakta fayda var;

  • Konuşmak; bu ihtiyaç iş ortamında çok önemli ve aslında iki boyutlu, ilki; duygu, düşünce ve fikirlerini rahatça ifade edebilmek ki burada yöneticilere büyük iş düşüyor, ikincisi çalışma ortamında konuşarak sosyalleşebilmek. Ve daha önemlisi her iki boyutta da “gerçekten dinlenildiğini” hissetmek.
  • Onaylanmak; yaptığı işin, gösterdiği çabanın, gelişimi ile ilgili gidişatının samimi şekilde takip edildiğini görmek, doğru noktalarda ve tam zamanında takdir edilmek, başarının desteklenmesi.
  • Var Olmak; insan olarak hepimizin varlığını göstermeye ihtiyacı var. Duygu, düşünce ve ihtiyaçlarına odaklanılarak değerli ve özel hissetmek, sevgi görmek.
  • Huzur; yaşanan manevi tatmin, kendini güvende hissetmek, çatışma ve gerilim yaşamamak.
  • Eğlence; bulunduğu ortamda yaptığı işle, kurduğu sosyal ilişkilerle, yarattığı başarı ile çalışırken aynı zamanda birlikte eğlenebilmek.

İşte tam da bu noktalarda yaşanan eksiklerin çalışanların deneyimine ve memnuniyetine etkili olduğunu çoğu zaman fark etmiyoruz. “İş ortamlarında birbirimizi sevmek zorunda değiliz ancak saygı duymak zorundayız”, “duygularla uğraşacak vaktimiz yok, sonuçta iş yapıyoruz”, “çalışanlarla arama bilinçli olarak mesafe koyuyorum” gibi sıklıkla duyduğum yaklaşımların etkisindeyiz ve bunların zamanı çoktan geçti. Yapay zekaların “duyarlı” olmayı hızlıca öğrenebildiği yeni bir düzende yöneticilerin yarattıkları etkiyi gözden geçirmesinde büyük fayda var.

Unutmayalım ki; sonuç, seçimlerimize göre elde edilendir.

Meriç KORALTÜRK

Beyin, veli nimetimizdir

Müşteri Beyin’dir. İnsanın seçme ve karar verme süreçlerinin karmaşık ve çok boyutlu olduğunu göstermiştir. Özellikle davranışsal ekonomi ile nöroloji buluşunca çalışmalar “homo economicus” miti geride kaldı.

Beyin muazzam bir organ, 100 milyar “nöron” dan oluşuyor. Nöron ağları da birbirleriyle bağlantılar kurarak daha karmaşık ağlar oluşturuyorlar. Karmaşık fikirler anılar duygular buralarda.

Beynin evriminde ilk oluşan bölüm olarak bilinen sürüngen beyin, sürüngenler dahil tüm canlılarca ortak paylaşılan milyonlarca yıl yaşındaki beyin bölgemizdir.

Orta Beyin, duygusal beyin olarak da bilinen bölümdür. Limbik Sistem de denilen bu bölge, uzun dönemli hafıza gibi bir çok kritik işlevin geçtiği bölgedir.

Üst Beyin, limbik sistemin hemen üstünde beyin kabuğunun üst bölgesini çepeçevre saran bu beyin bölümü insanda en gelişmiş şekliyle bulunur. Bizi insan yapan beyin bölümüdür.

Nöro ekonominin bizlere gösterdiği insanın ekonomik davranışlarının sadece üst beyince (rasyonel) belirlenmediği limbik sistem hatta sürüngenlerle paylaştığımız alt beynin bile bu süreçte çok etkin bir rol aldığıdır. Şirketler müşterilerinin olumlu duygularını ne kadar çok harekete geçirebilirlerse o kadar güçlü bağlar kurma imkanına sahip olurlar.

Meriç Koraltürk

www.adspartners.com
“Be Closer”

 

Müşterimiz Turkcell’in Turkcell CX Magazine 2017, Q4 dergisinde yayınlanmıştır.

İş Dünyası ve Deneyim: Müşteri Deneyimi

Aşağıdaki paragrafları okumaya başlamadan önce sizden bir ricam var. Şuan aklınızı kurcalayan her ne varsa birkaç dakikalığına kendi hallerine bırakın. Ve şu sorunun yanıtını düşünün: İşimiz ne? Evet, sorumuz bu işimiz ne?

Cevap veriyorum. İşimiz müşteri deneyimi. Biz farkında olsak da olmasak da işimiz müşteri deneyimi.

Evet müşteri deneyimi. Artık yeni bir çağa girdik. Ve bu çağın adı Müşteri Çağı. Peki günümüz dünyasında müşteriler kurumlardan ne bekliyorlar. Yapılan araştırmalar sonucu en çok öne çıkan üç talep: Hız, Kolaylık ve Kişiselleştirme. Müşterilerin değişen eğilimini istatistiksel olarak ifade etmek gerekirse; Walker’ın yaptığı bir araştırmaya göre beklentilerin dağılımı %26 hız, %21 kolaylık ve %27 kişiselleştirme ve diğer tüm beklentilerin oranı ise %26. Ve bu oranların 2004 yılında %4-5 civarında olduğunu düşünürsek müşteri beklentilerindeki değişim hızını kavrayabiliriz. Temelde en büyük değişiklik ise yeni kuşakların teknolojiye doğmuş olmaları. İstedikleri herşey bir klavye uzaklarında. Hal böyle olunca ne istediklerini biliyorlar, ne zaman istediklerini biliyorlar ve istekleri oluştuğu an yorulmadan, çabucak ve kendilerine özel olarak karşılanmasını istiyorlar.

Teknolojinin hizmetin hızlı alınmasında büyük katkısı olduğu yadsınamaz aynı zamanda bu beklentinin oluşmasında da büyük bir etkisi oldu. Yine de teknolojiyi ne kadar iyi kullanırsanız kullanın, süreçlerinizi müşteriyi merkeze alacak şekilde ne kadar iyileştirirseniz iyileştirin. Yadsınamaz bir etken var o da insan dokunuşu. Genel görüşün aksine teknolojik ilerleme ile insan faktörünün azalacağına değil daha da önemli hale geleceğine inananlardanım. Hiç olmadığı kadar önemli insan dokunuşu. Çünkü artık rekabet üründe değil, fiyatta hiç değil artık rekabet insan odağında yani müşteri deneyiminde. Müşterilerini aktif dinleyenler, ihtiyacını anlayanlar hatta ihtiyacını ortaya çıkmadan belirleyebilenler kazanıyor. Müşteriye, müşterinin kalbine dokunabilenler, bağ kurabilenler fiyatla rekabet tuzağından arınıyorlar. O zaman kimileri için ortalama kalitedeki bir kahveyi rakiplerinizden daha pahalı satabiliyorsunuz. Hem de dünyanın her yerinde ve insanlar daha fazla parayı büyük bir memnuniyetle ödüyorlar size. Satın aldıklarını kahve zannediyoruz oysa asıl ihtiyaçları çok farklı. Kimisi geçici bir ofis, kimisi sosyalleşmek, kimisi hafif bir müzik ve kahve kokusu eşliğinde kitabını okumanın keyfini satın alıyor aslında.

İşte temelde fark burada yatıyor. Rekabette bir adım öne çıkmamızı da bu fark sağlıyor. O nedenle teknoloji, süreçler ve onlarca milyon dolarlık yatırımların ötesinde yapılacak şey çok basit ve maliyetsiz. Müşterinize doğru bir adım atmak. O ekstra adım işte müşteri deneyimini eşsiz ve unutulmaz hale çeviren. Kan ter içerisinde mağazaya giren bir müşteriyi gülümseyerek karşılayıp soğuk bir bardak suyu ikram edebilmek. Unutmayın ki hepimiz ayrı hayatlar yaşıyoruz, bambaşka hikayeler biriktiriyoruz. Ve müşterilerimizin hikayelerine kapıdan içeri adım attıkları andan sonra dahil oluyoruz. Kapıdan içeri girene kadar yaşadıklarına dair hiç bir fikrimiz yok. Hikayelerini bilmiyoruz. O nedenle bir adım atıp hikayelerine bizi almalarını sağlamamız ve hikayenin öncesi ne olursa olsun, içeriye adım attıktan sonrasının keyifli olmasını sağlamamız gerekiyor. Unutmayın ki müşteriler ne aldıklarını, ne kadar bedel ödeyerek aldıklarını haftalar geçtikten sonra hatırlamayacaklar bile. Ancak, o güleryüz ve bir bardak su ömür boyu unutmayacakları bir deneyim olacak. Ve bu ekstra adım size ömür boyu başka kurumla çalışmayacak bir müşteri kazandıracak. Her ihtiyacı olduğunda sizden alacak olan, daha çok alacak olan ve eşini dostunu da siz hiç zahmete ve masrafa girmeden size getirecek olan.

Sizce de o ekstra zahmetsiz adımı atmaya değmez mi?

Günün sonunda tüm yazıdan aklınızda, cebinizde kalmasını istediğim ipucu ise gülümsemekten asla vazgeçmeyin. Gülümsemek yapabileceğiniz en ekonomik eylem. Gerçek anlamda ekonomik. Gülümsemek için 17 somurtmak için 43 kas kullandığımız düşünülürse. Neredeyse hiç yakıt tüketmeden inanılmaz bir sonuç alıyoruz. Ayrıca, gülümsemek hızlı yapılan bir eylem, aynı zamanda kolaylıklar yapılan bir eylem ve kişiye kendisini özel hissettiren bir eylem. Tam da günümüz müşterisinin beklediği gibi hızlı, kolay ve kişiselleştirilmiş.

Yazıyı okumaya gösterdiğiniz sabır için teşekkür eder, kolaylıklar dilerim.

Yeni Nesil Öğrenme Buluşmaları

İş ortağımız Enocta’nın düzenlediği, ADS Danışmanlık’ın hem içerik ortağı hem de program tasarımcısı olarak davet edildiği ve CEO’muz Meriç Koraltürk Polat’ın “Etkin Program Tasarımı” konulu bir sunum yaptığı Yeni Nesil Öğrenme Buluşmaları 31 Ekim 2017 tarihinde gerçekleşti.

Bir Müşteri Deneyimi Projesi

2017 yılı ilk yarısında başladığımız ve geçtiğimiz ay hayata geçen projemiz ‘Müşteri Memnuniyeti Anketleri’nde bugüne kadar alınmış en yüksek değerlerle başarısını kanıtladı. Her gün dünyanın her yerinde onlarca yüzlerce proje başlıyor, bitiyor. Sonuçlar çan eğrisi! Bir kısmı başarılı, bir kısmı hüsran çoğunluk eh işe kategorisinde. Biz danışmanlar biriktirdiğimiz deneyimlerimizle, öykülerimizle bu proje hikayelerinde yer alıyoruz. Bizim ADS Yönetim Danışmanlığı olarak projelerde çabamız ekibin koluna girebilmek ve beraber ilerleyebilmek. Sonuçta da bir başarı yakalanıyorsa eğer, bu başarı bizden çok ekibin başarısı ve bizler bu ekibin birer parçası olmanın gururunu yaşıyoruz. Ülkemizin öncü ve gurur kaynağı olan dev şirketlerinden birisiyle gerçekleştirdiğimiz projede de yaşanan tam anlamıyla bu oldu. Müthiş bir uyum, keyifli bir proje süreci ve projenin çıktılarını sahiplenen organizasyon.

Sonuç?

Anlatmaya doyamayacağımız bir başarı hikayesi.

Müşteri kelimesi tüm insanlığı temsil ediyor. Hepimiz bir şekilde bu kelimenin hakkını verecek davranışlarda bulunuyoruz ve bu doğrultuda markalarla, insanlarla, servis sağlayıcılarla, okullarla aklınıza gelen her tür kurum, kuruluş ve şahıslarla ilişki kuruyoruz. Tüm bu ilişkilerimiz sonucunda algılarımız deneyime dönüşüyor. İlişki kurduğumuz üçüncü partilerle ilgili duyduğumuz, okuduğumuz, kokladığımız ve veri olarak kaydettiğimiz algımızı oluşturan tüm data, bilgiye yani deneyime dönüşüyor. Ve bu deneyim bizim ilişkiyi sürdürme ya da noktalama kararını vermemizi sağlıyor.

Aynadaki görüntümüzle gerçekte yansıttığımız görüntü farkı da bu noktada ortaya çıkıyor. En hakiki şahane müşteri deneyimini biz yaşatırız söylemi kral çıplakla noktalanabiliyor.

Yeryüzünde yaşanan bütün ilişkilerin temel dayanağını oluşturan GÜVEN, başlanan tüm projeler için de geçerli. Karşılıklı güven varsa kartlar masaya açılıyor. Kartlar açılırsa denklemi tüm netliğiyle görebiliyorsunuz. Ve dinliyorsunuz. Çok dinliyorsunuz. Her ne kadar çantamızda bir metodoloji ile dolaşıyor olsak da her ilişki nasıl birbirinden farklıysa her kuruluş da birbirinden farklı. Ve bu farkı içselleştirebilmenizin, ayırdına varabilmenizin tek koşulu ise dinlemek.

Başarı hikayesine dönüşen projemizin temelinde güven, dinleme ve uygulanabilir adımları hep beraber atmak vardı. Beraber atılan bu adımları bir yol haritasına ve değerler zincirine deşifre edip; proje ekibinin ve tüm çalışanların sahiplenebileceği anlaşılabilir, uygulanabilir ve iş birimlerinin faaliyetleri ile uyumlu modeller halinde ifade ettik. İş birimleri kendi katkıları ile oluşturulmuş bu modelleri kabullendiler ve hiyerarşik konum bağımsız uygulamaya aldılar. Anketlerdeki bu başarıyı getiren de tam da bu unvan bağımsız sahiplenme ve arkasında durma oldu. Bu duruş müşteriler tarafından fark edildi, satın alındı ve taktir edildi.

Sırada çıtayı bir tık daha yukarı taşıyıp; çalışan – müşteri uyumunu daha da geliştirerek rekabetteki lider konumumuzu pekiştirmek var.

İlişki çağında müşteri deneyimini göz ardı ederek, finansal hedeflerin gölgesinde “mış” gibi hedeflerle küçümseyerek yaşamına devam etmeye çalışan kuruluşlar için önümüzdeki dönem kötü çekilmiş bir korku filmi tadında olacak. Uyanın ve müşterilerinizin, çalışanlarınızın yaşadıkları deneyimi ağızda tat bırakacak şekilde tasarlamak için harekete geçin.

Özgür Baykut
Eğitmen ve Danışman

Dört Anlaşma’ya hazır mısınız?

Don Miguel Ruiz’i duymayan kalmadı. Meşhur spiritüel yazar, Dört Antlaşma isimli kitabıyla dünyanın en çok okunanları arasında yerini aldı bile. 2015 yılında Böcek Yapımın üstlendiği “8 Saniye” isimli filmin kahramanı Esra İnal’ın da rüyalarında gördüğü adam…

… Ötesi Yayınları’ndan çıktı Dört Anlaşma… Mutlaka okunmalı! Kişisel Gelişim açısından önemli bilgiler içeriyor. Sizin için kısaca Dört Anlaşma’yı derledik:

  1. Sözcüklerini özenle seç:

Sözlerimiz kaderimizdir. Bu iddialı bir cümle midir? Hayatımızın akışına şöyle uzaktan bakmayı becerebilirsek, hayır değildir. Sözlerimiz en güzel rüyamızı da yaratabilir, en kötü kâbusumuzu da… Dedikodu yok, yargılamak yok, kendimizi durmadan eleştirmek, acıların insanı gibi konuşup derdimize yanmak yok!

  1. Hiçbir şeyi kişisel algılama:

Tabii bencillik üzerine kurduğumuz dünyamızda her şey bizim etrafımızda dönerken, her şeyin bizimle alakalı olduğunu zannederken bu biraz zor. Ve fakat bize söylenen, hakkımızda söylenen her şeyi üzerimize alır, yapıştırırsak duygusal çöplüğe döneriz. Kendi zihnimizdeki kendimizle ilgili susmak bilmeyen düşünceleri bile ciddiye almamalıyız. Hiçbir şey uğruna yeterince acı çekmedik mi Başkalarının davranışlarından ya da laflarından biz sorumlu değiliz.

  1. Varsayımda bulunma:

Ömrümüz varsayımda bulunmakla geçiyor. Diyelim seni aramadı çünkü… dolduruyorsun boşlukları. Beklediğini yapmadı çünkü… yazıyorsun bilip bilmeden sebepleri. Hep bir varsayım. Yaşamadan, gerçeğini bilmeden, öğrenmeden, sormadan, görmeden kafamızda varsayımlar yaratıyor, bunlara da inanıyoruz. Bu kadar yanlış anlama, küslük, kavga nereden çıkıyor sanıyorsunuz çünkü varsayım eşittir problem. Herkesin hayatı bizim gibi algılamadığını bir kavrayabilsek.

  1. Daima yapabildiğinin en iyisini yap!

Bu da son anlaşma. İnsan her an, her gün yapabileceğinin en iyisini yapamaz elbet. İnişlerimiz, çıkışlarımız, sebeplerimiz var. Ve fakat her an her gün o an için yapabileceğimizin en iyisini yapmalıyız. Bedenimiz için, işimizde, insan ilişkilerimizde, kendimizle ilişkimizde, pişirdiğimiz yemekte bile yapabileceğimizin en iyisini yapmak yaşamı dolu dolu, dört nala yaşamaktır. Bu dünyaya mutlu olmak için geldik değil mi?

Son kitabı Ateş Çemberi, bir çeşit dua kitabı niteliğinde… Özellikle Don Miguel Ruiz hayranları çok sevecekler… İçinde kişisel gelişiminizi olumlu anlamda etkileyecek metinler bulunuyor.

Derleyen: Kaan Demirdöven

İnsan Kendini Nasıl Geliştirir?

Bir şeyi başarmak istiyorsak, bir yerden başlamak zorundayız. Bu hangi konu olursa olsun değişmez. Neyi başarmak istiyorsak, yapılması zaruri olan şeyler vardır. Diyelim, kendinizi geliştirmek istiyorsunuz. Bunun için neler yapmanız gerekiyor? Kimlerle görüşme yapmanız icab ediyor?
Ve sonra? Nereden başlamalı? Geliştiğinizi nasıl anlayabilirsiniz?

Şimdi sırayla gidelim.

1. Eksiklerinizle Başlayın!

Zayıf ve gelişmemiş taraflarınızı belirleyin. Bunu yaparken acımasız olun. Çevrenizden destek alın. Dürüstlüklerinden emin olduğunuz insanlara sorun, onlar sizi yanıltmayacaklardır.
Eksiklerinizi tespit ettikten sonra, onları listeleyin ve alt kümelere toplayın. Örneğin listede iki tane eksik yönünüz, aslında tek bir eksiğin iki farklı yansıması olabilir. Örneğin tarih bilginiz zayıftır, kitap okuma alışkanlığınız zayıftır. Bu ikisini tek kümede toplayabilir, tarih kitapları okuyarak iki eksik yönününüzü de giderebilirsiniz.

2. Yeni Alışkanlıklar Kazanın!

Alışkanlıklar insanın başarıya giden yoldaki en önemli dostlarıdırlar. Bu alışkanlıklar ne kadar iyi ve güçlü olursa siz de o kadar güçlü olursunuz. Bu yüzden alışkanlıklarınızı belirlerken titiz davranmalısınız.

Kitap okumak bir alışkanlıktır. Spor yapmak, günlük tutmak, blog yazarlığı yapmak, sabah yürüyüşlerine çıkmak gibi birçok faaliyet alışkanlık durumundadır. Bunlar sağlığınız ve gelişiminiz açısından oldukça faydalı alışkanlıklardır.

Diğer taraftan sürekli televizyon izlemek, bilgisayar başında uzun süre eğlence odaklı vakit geçirmek, geç yatıp erken kalkmak, geç yatıp geç kalkmak gibi durumlar da alışkanlıktır. Ancak bunlar sağlığınız ve gelişiminiz açısından faydalı alışkanlıklar değildirler.
Kısacası gelişiminiz açısından size destek olacak alışkanlıklara sahip olmalı ve sürekli olarak aralarına yeni alışkanlıklar dahil etmelisiniz. Bununla birlikte faydalı olmayan ve insanın hayatındaki en kıymetli unsurlardan birisi olan zamanı çalan alışkanlıklardan uzak durmalısınız.

3. Yeteneklerinizi Geliştirin!

Bireysel olarak bir insan çok farklı yeteneklere sahip olabilir ama burada önemli olan sahip olunan yeteneklerin işlevsellik durumudur. Her konuda bilgi sahibi olduğunuz zaman çok daha iyi bir insan olacağınızı düşünüyor olabilirsiniz. Ancak bu çok sağlıklı bir düşünce değildir.

Yetenek çantanızda 20-30 tane kabiliyet olabilir ama aralarından bir tanesini bile en iyi şekilde gerçekleştirecek kadar becerikli değilseniz gelişim açısından bir anlamı olmayacaktır. Nicelik değil nitelik önemlidir düşüncesi aslında bu tür durumlar için dile getirilmektedir.

Sahip olduğunuz kabiliyetlerin sayısı 3 bile olsa siz bu konularda oldukça becerikliyseniz kendinizi çok daha iyi bir biçimde ileriye taşıyabilirsiniz. Çünkü ancak bu tür bir durumda diğerlerinden farklı olabilirsiniz.

4. Bilenlere Danışın!

Size ilham veren ve destek olmaktan çekinmeyen insanların bilgilerine başvurmaya çalışın. Özellikle bilen insanlar, size ilham olacaktır. Onları izleyin, dinleyin, sorular sorun… Örneğin bir yazarla tanıştınız, onun nasıl yazdığı ile değil, nasıl yaşadığı ile ilgilenin. Yaşamına dair edineceğiz bir iki ilham, kişisel gelişiminize hayli fazla olumlu etkisi olacaktır.

5. Kendinizi Test Edin!

Sosyal ortamlarda kendinizi test etmekten çekinmeyin. Geliştirdiğiniz şeyi sergilemekten korkmayın. Yanlış ya da eksik yapmanız ve bunun karşılığında alacağınız tepkiler size sunulmuş en doğal lütuftur. Bu nimetlerden yararlanın. Dersler ve sonuçlar çıkarın ve pes etmeden kendinizi geliştirmeye devam edin.

Kaan Demirdöven

Bakış Açısı

Sabah ofise geldiğimde masama yerleşirken odamın balkonuna gözüm takıldı. Balkon pervazında iki güzel güvercin pek de doğal görünmeyen şekilde mermerin üzerinde oturuyordu. Halleri çok normal gelmedi, ilk aklımdan geçen şey “Ne olmuş acaba?” sorusu oldu. Yani merak ettim…

O sırada odama bir çalışma arkadaşım girdi ve “Neye bakıyorsun?” dedi. “Güvercinlere…” dedim. O da baktı, “Ahh yazık!” oldu ilk tepkisi. “Niye?” dedim. “Baksana birinin kanadı kırılmış, uçamaz ki o, diğeri de onu bekliyor yanında, bak gitmiyor, canım benim…” olay birden dramatik ve romantik bir boyut kazandı. Ben hangi kanadı kırık, nereden anladı diye bakmaya devam ediyorum bu arada. Arkadaşım da kendi hikayesine devam ediyor. “Veterinere götürmek lazım bunu, kaçmadan tutabilir miyiz? Yakında nerede veteriner var biliyor musun?” ve ne yapacağını bilemeyerek bir başka arkadaşımızı yardıma çağırdı.

O da geldi ne oldu diye, gösterdik “Bak burada iki güvercin var, birinin kanadı kırık, diğeri de onu bekliyor. Ne yapacağız, veterinere götürelim, sen tutabilir misin?…” diye, ilk gören heyecanla diğerine anlatıyor durumu… Diğeri hikayeyi dinledi ve tepkisi şu oldu, “Tutarız bir şekilde, bakayım hımmm… Sağdaki erkek, soldaki dişi bunların…”

Heyecanla bir şeyler konuştuğumuzu duyan ofisimizin en genç üyesi odaya daldı bu sırada… Ne olmuş, durum ona özetlendi, o da baktı “Hamile bu kuş, baksana nasıl şişmiş…” diye kendi gözlemini, yorumunu ortaya bıraktı.

Bu sırada halen balkon kapısı kapalı, kuşlar dışarıda, biz içeride, kendi hikayelerimizi yaşıyoruz. Bir süre daha baktık, sonra kuşu tutması için çağırılan arkadaşımız “Balkon kapısını açalım bakalım ne olacak?” diye kapıya hamle yaptı. Bu sırada dramatik, romantik  hikaye sahibi arkadaşımız “Aman dikkat et, uçamaz senden korkup düşmesin.” diye telaşlanırken, kuşun hamile olduğunu düşünen genç arkadaşımız “Hamile ya uçamayabilir.” şeklinde yorumlarına devam etti. Kapı açıldı, kuşlar son derece sağlıklı ve dinamik bir şekilde, birlikte uçup gitti… Bu duruma ilk tepkiler, “Aaa kırık değilmiş kanadı uçabiliyormuş…”, “Evet, ben dedim, bir erkek bir dişi; bir şeyleri yoktu ki…”, “Aman hamile sanmıştım; balkonu da pisletip berbat etmişler…” şeklinde üç ayrı yorumla geldi.

Ben bir yerden sonra kuşlardan çok bizimkileri izliyordum açıkçası. Ve bu küçük hikaye bana çok şey anlattı. Birlikte miskince sabah keyfi yapan iki güvercine hepimiz kendi penceremizden baktık, hepimiz içinde bulunduğumuz duygusal ve zihinsel duruma göre bir hikaye yarattık, bu hikayeye inanıp farklı bir son görünce farklı tepkiler verdik.

Hayatın genelinde de olan bu işte, tek bir durum ve herkese göre farklı algı ile buna bağlı yorum var. Durum algımızla sapma yaşıyor; verdiğimiz tepkiler algımıza ve geçmişten taşıdığımız inanç, düşünce, yorumlara göre duygulara dönüşüyor, buna göre şekilleniyor. Sonra da aynı durum karşısında kimin neden, nasıl böyle bir tepki verdiğini anlayamıyoruz.

Şimdi kendimize şunları sormamız lazım; hayata hangi pencereden bakıyorum? Ne oluyor? Ben ne görüyorum? Sorunlarıma duygulardan, yorum ve yargılardan arınıp sadece olanı görerek baksam ne görürüm?

Bu yazıya vesile olan, bize kendimizi gösteren güvercinlere, sabah keyifleri için sonsuz teşekkürler…

Meriç KORALTÜRK POLAT