Babalar Kurar, Çocuklar Yer, Torunlar Batırır

Yaşayan şirketler sunumlarımda olmazsa olmaz slaytlarımdan birisi. Yeryüzündeki ortalama şirket yaşlarını bir araştırırsanız doğruluğunu göreceksiniz. İşin ilginci İspanya’da Brezilya’da ve daha bir çok ülkede batırmak yerine farklı kelimeler kullanılarak aynı cümle söyleniyor. Kuşak çatışmasının en yoğun yaşandığı ve en hazin sonuçlar doğurduğu yerler şirketler. İnsan ömrünün 80’li yaşlara dayandığı günümüzde şirketlerin 20’li yaşlarında ölüyor olmaları da insanoğlunun bence en büyük ayıplarından. Peki birey olarak uzun yıllar yaşayabilmeyi başaran bizler şirketlerimizi neden yaşatamıyoruz.

Neden öldürüyoruz?

Peşinde CSI olan toplumsal mesaj içerikli onlarca polisiye dizi yapılırken en azından biraz CSI ilgisini de şirketler hak ediyor. Onlarca kamu spotu zırt pırt ekranda beliriyor. Ülkemizin, hatta dünyanın motoru olan şirketlerin hayatlarını uzatmaya yönelik tek bir kamu spotu yok. KOBİ’ler dünya ekonomisinin %90’ından fazlasını temsil ediyor. KOBİ’lerin neredeyse tamamı Aile Şirketleri. Ve tüm bu şirketler kendi hallerine bırakılıyor ve el yordamıyla hayatta kalmaya çalışıyorlar. Onca emekle, bazen alın teri ile bazen gözyaşı ile nemlenen hayatlar biranda sonlanıyor.

Neden?

Ailenizi nasıl anlatırsınız? Babanızın yanında bacak bacak üstüne atar mısınız? Nasıl hitap edersiniz? Arkadaş mısınız? Daha onlarca soru geliyor aklıma, tüm bu soruların yanıtları da aileden aileye değişiyor. Aileler yaşayan organizmalar farklı dinamikleri farklı yoğurt yeme alışkanlıkları var. Kiminde her akşam saat yedide tüm aile bir masa etrafında toplanmalıdır. Kiminde çocuklar bana bulaşmasın da ne yaparlarsa yapsınlar hali hakim. Alışkanlıklar ne olursa olsun, temelde bir gerçek var o da hepimiz bir birimizden farklıyız. Neden aileler aynı olsun? Aile şirketleri nasıl aynı olabilir? Farklı koşullarda farklı zamanlarda farklı ihtiyaçlar sonrası doğmuş her biri farklı bu yapıların aynı olmasını nasıl bekleriz?

Bu kadar kolay bir saptama varken ve hepimiz bunun bilincindeyken, neden temeli anlamadan, denizden kum çekip inşaat yapar gibi onlarca havalı proje yürütüp debeleniyoruz. Projeler başarısız olunca da bahaneler kutusundan tavşana niyet çektirir gibi sıralıyoruz manileri;

Profesyoneller bizim kadar işe sarılmıyor,

Denedik olmadı,

Bak yeni bir proje daha yumurtladılar sakin olun yakında geçer,

Yine mi misyon vizyon?,

Bunlar bizim şirkette işe yaramaz,

He he de geç…

Her şey ailede başlıyor ailede bitiyor. Aileler şirketlerini kurduklarında el birliğiyle çalışıyorlar. Beraber omuzluyorlar yükü. Yapı büyümeğe başladığında yüke el verecek insanlara ihtiyaç artıyor. Nüfus genişliyor. Ama yükü omuzlayan diğer eller ne yükün ne olduğunu biliyor ne de hangi aileye üye olduklarını. Duygu yoğun yaşanıyor mantık yoğun yaşanması gerekirken. Büyümek güzel. Çok güzel. Ama ya sağlık. Her şeyin başı değil mi, sağlık? O zaman neden şirketlerimizi sağlıklı büyütmek için zaman ayırmıyoruz. Neden geleceğimizi koruma altına almaya çalışmıyoruz?

Neden?

Adil, paylaşımcı ve katılımcı ilkeler bizi apaydınlık bir geleceğe taşıyabilir. Bu ilkeler ailelerimizin yapı taşı olan değerlerimiz. Ve bu değerler şirketimizin içine nüfus etmesi gereken temel taşları. Rakamlar sadece rakamlar hedef olursa, o hedefe ulaşmak için de her yol denenir. Etik olsun olmasın, değerlerimizle paralel olsun olmasın. Bizi biz yapan ilkelerden uzaklaştıkça son yaklaşır. Değerler silikleştikçe iç çekişmeler, aç gözlülük, koltuğa sıkı sıkı yapışma, bilgi saklama, başkalarının hatalarından mutlu olma ve daha bir sürü alışkanlık gelişir. Amaç önce kendimizin, sonra ailemizin, çalışanlarımızın, ülkemizin ve dünyamızın geleceğini aydınlık kılmaksa eğer ailemizle başlayalım çalışmaya. Değerlerimizi belirleyelim, aile üyelerinin şirket ile ilişkilerini düzenleyelim, şirket aile için değil aile şirket için çalışsın, emek harcasın. İyi tanımlanmış bir temelin üzerine ekleyelim kurumsallaşmayı, profesyonelleşmeyi, insan kaynakları yönetimini, tedarik zincirlerini, bilgi teknolojileri çözümlerini.

Şirketler ölmesin!

Özgür Baykut

0 cevaplar

Cevapla

Yazıyla ilgili ne düşünüyorsun?
Paylaşmandan mutlu oluruz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir