99:1 Berabere

Joseph E. Stiglitz’ın ‘The Price of Inequality’ kitabını bitirir bitirmez görüşlerimi yazıya dökmek istedim. Pareto kuralını bilirsiniz: 80:20, kısaca girdilerin %20’si çıktıların %80’ini verir diye özetleyebiliriz sanırım. Stiglitz’in vurgusu ise ABD gibi fırsatlar ülkesi olduğu söylemi ile varlığını sürdüren bir ülkede nüfusun %1’inin ülkenin gelirinin yüzde olarak çoğunluğunu elde etmesi. Örneğin 2009 yılına kıyasla nüfusun %1’i 2010 yılında oluşan gelirin %93’ünü elde etmiş. 2007 yılında krizin hemen öncesinde nüfusun %0.1’i nüfusun %90’ını oluşturan alt gelir grubunun tam 220 katı daha fazla gelire sahip, varlık kıyaslamasında ise %1 üçte birin üzerinde bir paya sahip.

Hal böyle olunca, eğitimden sağlığa tüm olanaklar %1’in yararına çalışıyor. Orta sınıf kaybolmak üzere ve bir de mortgage krizi eklenince orta ve alt gelir grubu hayat boyu yaptıkları birikimlerin tamamını kaybedip; işsizlik, umutsuzluk, eğitimsizlik ve aklınıza gelebilecek tüm olumsuz koşullarla karşı karşıya. Üzerine bir de evlerinden hayatlarından olan insanları hayata döndürmek yerine krize neden olan dev kuruluşları kurtarmak için yapılan yardımların yükü eklenince ABD’nin sarsılmaz görünen yapısı su almaya başlıyor. Ve Kral’ın aslında anadan üryan dolaştığı anlaşılıyor.

Eşitsizliğin derinliğini biraz daha net anlayabilmek için kitapta yer alan birkaç istatistiğe daha göz atalım. 2007 yılında %1’lik nüfusun vergi sonrası yıllık ortalama geliri 1.3mioUSD alttaki %20’nin ise 17.800USD. Sonuç olarak Amerikalıların azımsanamayacak bir kısmı ayda en az bir gün aç yatıyor. Yiyeceğe ulaşamadıkları için değil alamadıkları için. Hal böyle olunca Amerikan Rüyası nüfusun büyük çoğunluğu için kabusa dönmüş durumda. Sürekli borç içerisinde yaşayan Amerikalıların alt gelir seviyesinde olanları aylık gelirlerinin %110’unu harcıyorlar diğer bir değişle sürekli borçlanıyorlar. İşin ilginç yanı üst gelir seviyesindeki kişiler birikim yaptıkları için harcama oranları yüzdesel olarak alt gelir grubunun çok altında. Diğer bir değişle ekonomilerin sürdürülebilir olması için gereken talebi yaratanlar ayda bir aç yatanlar. Globalleşme, Çin ve alternatif pazarlarda üretimi beraberinde getirince işsizlik dramatik olarak artmakta, vergi cennetlerinin de etkisiyle üst grup alt gruba oranla yüzdesel daha az vergi ödeyerek varlığını sürekli arttırmakta.

Bu durum sizce ne kadar sürdürülebilir. Arap Baharı ve benzeri hareketlerin altında yatan temel koşullardan birisi halkın büyük çoğunluğunun açlık sınırına itilip üst gelir grubunun kendilerine sağlanan avantajlardan faydalanarak gelirlerini sürekli arttırmaları olabilir mi? Eğer bu durum etkenlerden biri ise Amerika ve benzeri eşitsizliğin sürekli tırmandığı ülkelerde baharın gelmesine sizce ne kadar zaman kaldı?

Tam da bu noktada Ali Koç’un G20 toplantısı öncesi yaptığı “Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir” açıklamasını hatırlarsınız. Sorun halı altına süpürülebilir olmanın çok ötesinde. Halı artık rakım alıp coğrafi haritalarda yerini alabilecek yüksekliğe erişti ve bu durum sürdürülebilir olmaktan çıktı. Ancak, elde edilen karlar, rant ve fırsat eşitsizliğiyle sağlanan gelirler tatlı. Dev şirketlere sağlanan ucuz kredilerin karşılığında kredi verenlerin elde etmek istedikleri karları, KOBİ’ler ve bireyler yüksek kredi faizlerine katlanarak sağlıyorlar. Oysa ki gelirin orta ve alta yayılmasına en fazla katkıyı sağlayabilecek organizasyonlar KOBİ’ler. Burada kabul edilmiş KOBİ tanımının dışına çıkıyorum, ekonomiye katkı sağlayan ölçek bağımsız tüm gerçek ve tüzel kişiler KOBİ’den kastım.

Vergiden kredilere, devlet ihalelerinden globalleşmeye her yönüyle bir batak karşı karşıya olduğumuz. Adına dünya dediğimiz dev bir kazanın içinde yavaş yavaş ölüme giden kurbağalarız kaynamaya başlayan sudan habersiz. Vergi, kredi, ihale ve benzeri avantajların en üstte gücü elinde bulunduran %1’in değil alt ve orta tabakada yer alanların avantajına işlediği bir sisteme ihtiyaç var. Unutulmamalı ki orta ve alt gelir seviyesinin refahı arttıkça talep artacak ve sadece bu kesimler değil en üstteki %1’lik kesimde bu katma değerden faydalanacak. Toplumun her kesiminin iyi eğitime, etkin sağlık hizmetlerine ve hayatını sürdürebileceği bir gelir seviyesine ulaşmaya başlaması Amerikan Rüyası denilen mitin gerçek anlamda yaşanmaya başlamasının önünü açacaktır. Kitabın sonuç kısmında Amerika özelinde yapılması gerekenlere dair önderiler de sıralanmış. Bankacılık sisteminden vergi sistemine kadar öneriler yar alıyor. Yapılması zor mu? Oldukça. Yapılabilir mi? Kesinlikle.

İhracatı destekleyecek, vergi dağılımını KOBİ seviyesinde yaşama şansını arttıracak ve istihdamı destekleyecek şekilde düzenleyen, devletin kamu yatırımlarını arttıracak ve dolayısıyla talebi ve işgücüne ihtiyacı arttıracak düzenlemelerle başlanabilir. Kısa vadeli güç oyunları yerine orta uzun vadeli toptan refahı göz önüne alan politikalara ihtiyaç var. Ne zaman? Dün. Geç kalındı mı? Bugün adım atılmazsa her gün.

Herkes için okuma önerisi: Joseph E. Stiglitz, The Price Of Inequality How Today’s Divided Society Endangers Our Future

Özgür Baykut

0 cevaplar

Cevapla

Yazıyla ilgili ne düşünüyorsun?
Paylaşmandan mutlu oluruz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir